logo
bitkibes
biatkikor
esnaf
klntsz-gida
expert
bagclik
whatssapp
viber
messenger
telegram
tango
hongouts
imo
line
skype
azar
wechat
tictoc
face_sayfamz
twitter_sayfamiz
google_sayfamiz
youtube_kanalimiz
instagram_sayfamiz
swarm
sosmedbiz-takiptekal
disqus
linkedin_sayfamz
pinteres
snapchat_sayfamz
tumblr
foursquare_sayfamiz
ÜRETİM
üzüm
zeytink
redglob
kuru-üzüm
cilekk
kapuz
yaprak
zeytin_yagik
pekmezk
cilek-recelik
domates_salca
seftali
erik
koruk-suyuk
kavun
semiz_otu
marul
biber
ispanak
nane
sarap
k1
k2
k3

 

 

YETİŞTİRİCİLİK
yerfısıtıgı
acur
armut
avakado
ay_cicegi
ayva
badem
bakla
bamya
bezelye
brokoli
bugday
celtik
ceviz
enginar
fasulya
findik
gl
hashas
havuc
hiyar
incir
kabak
soya
kayisi
kereviz
kivi
layana
limon
mercimek
misir
muz
nar
nohut
pamuk
patates
patlican
pazi
pirasa
sarimsak
seker_pancari
sogan
kiraz
yenidunya

 

 

admin1
Ekleyen - Ahmet Can Durmuş
ad2

kurşuni küf (Balgam)

BAĞDA VE DOMATESTE KURŞUNİ KÜF HASTALIĞINA RUHSATLI ETKİLİ MADDELERE AİT DEĞİŞİK PREPARATLARIN BOTRYTİS CİNEREA’ YA ETKİNLİĞİ KONUSUNDA ÇALIŞMALAR

Bu çalışmada domates ve bağda önemli zararlara yol açabilen kurşuni küf hastalığı etmeni Botrytis cinerea Pers.:Fr ele alınmış ve bu hastalığa karşı ruhsatlı ayni etkili maddeleri içeren değişik preparatların etkililikleri araştırılmıştır.

İlk aşamasında, 5 etkili maddeye ait, aynı etkili maddeyi, aynı oranda ve aynı formulasyon biçiminde içeren preparatlardan piyasada bulunan fungisitlerin in vitro koşullarda, dört B. cinerea izolatını engelleyicilikleri, engelleyicilik düzeyleri, ikinci aşamada ise, fungisitlerin seçilmiş iki izolata etkililiği saksı denemeleriyle ortaya konmuştur.

Bu çalışmanın sonucunda, B.cinerea' ya karşı ruhsatlı olan yada etkililiği bilinen 5 etkili maddeye ait değişik preparatların aynı izolata karşı etkililiklerinde farklılıklar gözlenmiştir. Ayrıca, farklı izolatlara karşı aynı etkili maddeye ait değişik preparatlarında farklı etkililikte olduğu bulunmuştur.

  1. GİRİŞ

Çok geniş ürün yelpazesine sahip olan üzüm ve domates, hem Türkiye hem de Ege Bölgesi için ekonomik değeri yüksek iki tarım ürünüdür. Bağ sahası açısında dünya ülkeleri arasında sırasıyla İspanya, İtalya ve Fransa’nın ardından 4. sırada gelmekte, üretim yönünden ise İtalya, Fransa ve ABD’nin ardında 6.sırada yer almaktadır (Anonymous, 1998). Ülkemizde 520 bin hektar alanda bağ yetiştirilmekte ve 3.5 milyon ton ürün elde edilmektedir (Anonymous, 2003). 2000 yılı verilerine göre Türkiye 'de 761.310 dekar alanda 255.000 ton çekirdeksiz kuru üzüm üretimi gerçekleştirilmiştir. Dünyada 20-52 kuzey, 20-40 güney enlem dereceleri arasında yer alan A.B.D., Şili ,Güney Afrika, Avustralya, Türkiye, Yunanistan, İran ve Afganistan önemli çekirdeksiz kuru üzüm üretici ülkeleridir (Anonymous, 2003).
Ülkemizin 2001 yılı domates üretim miktarı 6.800.000 ton olup, dünyada Çin, ABD ve Hindistan’dan sonra dördüncü sırada yer almaktadır (Anonymous, 2002). Türkiye’nin 2001 yılı örtü altı domates üretimi 2000 yılına göre 42.523 ton artarak 1,4 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Domates yetiştiriciliği ülkemiz tarım sektöründe büyük bir yere sahiptir. Akdeniz bölgesi 1,2 milyon ton örtüaltı domates yetiştiriciliği ile ilk sırada yer alırken, 197 bin ton üretimle Ege bölgesi ikinci sırada yerdır (Anonymous, 2001).
Ülkemiz için ekonomik değeri olan bu iki üründe, yetiştiricilikleri sırasında önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlardan en önemlilerinden bir tanesi de, fungal kaynaklı hastalıklardır. Bağda ve domateste sorun olan bir çok patojen bulunmasına karşın, her iki üründe de ekonomik yönden azımsanmayacak oranda kayıplara yol açan en tahrip edici hastalıklardan birisi Botrytis cinerea’ nın neden olduğu kurşuni küftür. Kurşuni küf etmeni ile savaşım; B. cinerea'nın genetik özellikleri, hem saprofit hem de patojen olması, 200’ ün üzerinde konukçusunun varlığı ve çok değişik ekolojik koşullarda bile hastalık oluşturabilmesi nedeniyle olukça çok zordur (Jarvis, 1992). B. cinerea ile etkin savaşımda, bir çok yöntemin kombine edilerek kullanıldığı entegre savaşım görüşü benimsenmesine karşın, kolay uygulanabilirliği ve hızlı sonuç vermesinden, kimyasal savaşım en fazla tercih edilen yöntem olmuştur (Leroux, 1995). Ne yazık ki, ekonomik öneme sahip bu ürünlerde üreticimizin bitki koruma konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması ve ürününü kaybetme korkusu nedeniyle, bilinçsiz ve kontrolsüz kimyasal uygulamalar yoğun bir şekilde yapılmaktadır (Delen ve ark., 2004).
Tarımsal alanlarda kimyasalların kullanımının artması ile ürün verimliliğinin de artacağı düşüncesi hakim olmuştur. Bu yüzden, tarımsal uygulamaların yoğun yapıldığı ülkelerde, pestisitlere talep artan oranlarda devam etmektedir. Örneğin, dünyada fungisitlerin kullanımı 1967’ de 2.7 milyon $’dan (Cramer 1967) 1990’ da 5.6 milyon $’ a yükselmiştir (Oerke et al., 1994). 1995’ de, tüm dünya da tarım ürünlerinin tahmin edilen değeri 1.2 - 1.3 milyar $ iken, çeşitli zararlılar, hastalıklar ve yabancı otlarca sebep olunan kayıplar ise 500 milyon $ değerindeydi (Schoonbek, 2004). Bu bilgiler hastalık ve zararlıların ürüne ne ölçüde zarar verdiğinin ve tarımsal savaşımın ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir.
Entansif tarım yapılan ülkemizin Ege ve Akdeniz bölgelerinde pestisit tüketimi Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Türkiye’de yılda yaklaşık 33.000 ton tarımsal savaşım preparatı tüketilirken, yalnızca Antalya’da tüketilen miktar 3.700 ton civarındadır. Diğer bir deyişle tüm ülke tüketiminin %10’ dan fazlası yalnızca Antalya’ da olmaktadır. (Delen ve ark., 2004).
Bu kadar yoğun pestisit kullanımı beraberinde büyük problemleri de getirmektedir. Bu sorunlar kısaca, çevre kirlenmesi, gıdaların güvenli olmaması, hastalık, zararlı ve yabancı otların pestisitlere dayanıklılık kazanması, tarım ürünü dış ticaretimizin etkilenmesi olarak özetlenebilir (Anonymous, 2006a). Bunlara ek olarak, ruhsatlandırma sistemimizdeki bazı sorunlar da gündeme getirilirse, konunun boyutları daha da genişler (Delen, 2003).
Bilindiği gibi, bir pestisitin ruhsat alması iki yolla olmaktadır; denenerek ruhsatlandırma ve emsale göre ruhsatlandırma. Etkili maddesi, formülasyon tipi, kullanım alanı yada kullanım biçimi itibari ile yeni bir preparatın ruhsatlandırılması denenerek yani tarla, sera gibi koşullardaki biyolojik etkililiği (kullanma alanına göre) temel alınarak yapılmaktadır. Bu ruhsatlandırma biçiminde ayrıca, spesifikasyon, etkili ve teknik madde ile ilgili değişik bilgiler de istenmektedir. Emsale göre ruhsatlandırma ise, daha önce denenerek ruhsatlandırılmış ile aynı etkili maddeyi aynı oranda ihtiva eden, aynı formulasyon tipindeki pestisit ve benzeri maddelerin ruhsatlandırılmasıdır. Emsale göre ruhsatlandırma müracaatında; spesifikasyon, gizli reçete ve etiket örneği belgeleri istenmektedir. Ayrıca, ithal pestisit ve benzeri maddeler için menşe firmadan alınmış Türkçe tercümeli muvaffakat mektubu da istenmektedir (Anonymous, 1995). Bilindiği gibi, her preparat etkili madde, dolgu maddesi ve yardımcı maddelerden oluşmaktadır. Bir preparatın etkililiği ya da toksikolojik özellikleri birinci derecede etkili maddesinden kaynaklanmaktadır. Ancak, pereparat içindeki dolgu maddesi ve yardımcı maddeler de etkili maddenin etkililiğini yada fitotoksitesini etkileyebilmektedir. Bütün bunların yanı sıra preparatın asıl toksik maddesi olan etkili madde farklı izomerlerinin bir araya gelmesiyle de oluşabilir (Ariens., 1988).
Aynı pestisitin değişik izomerleri, özellikle de stereoizomerleri hastalık ve zararlılara farklı etkililikler gösterebilir. O nedenle, düşük etkililikteki izomerleri içeren etkili maddelerin patojenlere daha düşük etkililikte olmaması istenir. Bir yada iki enantiomerli (uzayda yansıması olmayan optik izomerli) fungisitlerin antifungal aktivitesinin bazı funguslara karşı in vitro koşullarda değerlendirildiği bir çalışmanın sonuçuna göre, fungisitlerin toksitesini belirlemede, cis - trans izomerlerinin önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Morpholine (2, 6-dimethylmorpholine) ve triazole (trimethylchlorosilane) grubundan birer fungisitin in-vitro’da, B. cinerea’ ya trans-izomerinin cis- izomerine göre daha etkili olduğu görülmüştür (Bianchi et al., 1992).
Emsale göre ruhsatlandırmada, bu olası olumsuzluğu ortaya koyabilecek özel ve detaylı kimyasal analizler yapılmadığı gibi, ruhsatlanacak preparat biyolojik etkililiği açısından denemeye de alınmamaktadır (Anonymous,1995). Sonuçta, orijinal preparatın dolgu maddesine etkili maddesine, etkililiğine yada fitotoksitesine göre ruhsatlandırılan emsal preparatlar ile orijinal preparat arasında kimi farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu durum, emsale göre ruhsatlandırılmış preparatların etkinliliklerinin denenerek                                                          ruhsatlanmış   orijinal
preparattan farklı olabilme kuşkusunu akla getirmektedir. Böyle bir kuşkunun ne ölçüde doğru olabileceğini ortaya koyabilmek amacıyla bu çalışmamızda, ülkemizde oldukça yoğun ilaçlamalar yapılarak önlenmeye çalışılan, domates ve bağda önemli zararlara yol açabilen ve hasat dönemlerinde meyve yada dane kayıplarına neden olan kurşuni küf hastalığı etmeni B. cinerea ele alınmış ve bu hastalığa karşı ruhsatlı ayni etkili maddeleri içeren değişik preparatlarm etkililikleri in vitro ve saksı koşullarındaki denemeler ile ortaya konmaya çalışılmıştır.
Çalışmamızı kısaca özetleyecek olursak, araştırmalarımız iki aşamada yürütülmüştür. İlk aşamasında, 5 etkili maddeye ait, aynı etkili maddeyi, aynı oranda ve aynı formulasyon biçiminde içeren preparatlardan piyasada bulunan fungisitlerin in vitro koşullarda, dört B. cinerea izolatını, engelleyicilik düzeyleri, ikinci aşamada ise, fungisitlerin seçilmiş iki izolata etkililiği saksı denemeleriyle ortaya konmuştur.


  1. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR

Bitkilerin ihtiyaç duyduğu iklim ve toprak şartlarında bir çok hastalık etmeni de gelişebilmekte, ürün miktarında, ürün kalitesinde önemli kayıplara neden olmaktadır. Bir çok kültür bitkisinde ki gibi, uygun koşullarda, bağda ve örtü altında yetiştirilen ürünlerde değişik patojenler zararlara yol açmaktadır. Bu patojenlerden, üründe zarara en fazla yol açanlardan bir tanesi kurşuni küf hastalığının etmeni B. cinerea' dır. Söz konusu patojen ülkemizde, örtü altında      yetiştirilen tüm
bitkilerde ve ayrıca bağda azımsanmayacak zararlara yol açmaktadır. Bu ürünler içinde, B. cinerea' nın ekonomik açıdan en büyük kayıplara neden olduğu ve çalışmamızın da konusunu oluşturan iki kültür bitkisi sera domatesi ve bağdır. Bu bölümde, kısa başlıklar halinde B. cinerea' nın önemine, savaşım prensiplerine, literatür verilerini özetleyerek, domates ve bağ açısından değineceğiz.
Çalışmamızın konusu her ne kadar aynı etkili maddeyi içeren değişik preparatların B. cinerea' ya etki düzeylerini araştırmaya yönelik ise de, bir fungisidin bu önemli patojene etkililiğinin düşük yada yüksek oluşunun kurşuni küf hastalığı açısından önemini ortaya koyabilmek gerekmektedir. Bunun için de, yukarıda da vurgulandığı gibi, bu bölümde kısaca, B. cinerea' nın önemine, epidemiolojisine, sonra da savaşımına ve konumuzla asıl ilişkisi bulunan kimyasal savaşımına değinilecektir.

    1. Kurşuni Küf Hastalığı Etmeni B. cinereanın Bağcılık ve Domates Yetiştiriciliği Açısından Önemi ve Epidomolojisi
B. cinerea hem saprofitik hem de patojen olarak çeşitli bitkilerin yeşil akşamında sürekli bulunabilmektedir. Yılın farklı zamanlarında pek çok kültür bitkisinden, yabancı ottan izole edilebilmektedir ve 200’ ün üzerinde konukçusu bulunmaktadır (Jarvis, 1992). B. cinerea konukçusuna göre, değişik tipte hastalık belirtileri ortaya koymaktadır. Domates, patlıcan, biber ve çilek gibi bir çok üründe yaprakları, sapları, çiçekleri ve meyveleri hastalandırabilmektedir. Yapraklarda nekrotik lezyonlara neden olmakta ve uygun koşullarda, kısa sürede tüm yeşil aksamı yok edebilmektedir. Meyvelerde, sarıdan yeşile ya da griden kahverengiye dönük düzensiz, yumuşak, sulu ve süngerimsi lezyonlar oluşturabilmektedir (Dik and Wubben, 2004).
Türkiye’ de örtü altı alan 507.121 da. olup, bunun 175.889 da.’ ı Antalya’ da yer almaktadır. Yani Türkiye’ nin sera alanın %35’i Antalya’ dadır. Ege Bölgesi örtüaltı sebze üretiminde Akdeniz Bölgesi’nin ardından ikinci sırayı almakta; domates 3451 da cam ve 17900 da plastik serada yetiştirilmektedir (Anonymous, 2005a). Türkiye’ de seralardan yılda bir ürün alanlar ekim-temmuz, iki veya üç ürün alanlar temmuz- kasım veya şubat-temmuz arasında domates yetiştirmektedir. Örtüaltı yetiştiriciliğinin yapıldığı yörelerde yoğun tarım yapılmakta bunun sonucunda önemli patolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır (Yüce, 1990).
Domates seralarında bitkilerin toprak üstü kısımlarında en büyük sorun olusturan fungal hastalıklar; erken yanıklık (Alternaria solani (Ell. and Mart.) L.R. Jones and Grout), kurşuni küf (B. cinerea) ve geç yanıklık (Phytophthora infestans (Mont) de Bary) olarak da ifade edilen domates mildiyösüdür. Bunlar bitkilerde önemli ürün kayıplarına neden olmaktadır. Antalya, Muğla ve İzmir illeri seralarında yapılan sörvey çalışmasında seraların %43’ünden fazlasında B. cinerea görülmüstür (Yıldız ve Delen, 1985) ve tüm bölgelerde sorun olduğu belirlenmiştir (Yıldız ve ark., 1990). Patojen, her yerde ve çok yaygın olarak bulunan polifag bir fungus olup, bir çok bitkiye saldırma ve koloni oluşturma yeteneğindedir. Bitkilere, ideal bir beslenme yeri olan yaralı kısımlardan ve zayıflamış dokulardan giriş yapar. Konukçu bitkileri arasında, domates ile ekim nöbetine giren veya domatesin yakın çevresinde yaygın biçimde yetiştirilen marul, hıyar, biber, patlıcan, çilek gibi bitkiler bulunmaktadır. B. cinerea, miselyum ve sklerot gibi değişik formlarda bitki artıkları üzerinde ve toprakta barınır. Etmenin bitkide oluşan konidileri primer inokulum kaynağıdır ve hastalanmış bitkiler üzerinde uzun süre bulunabilir (Anonymous, 2005b). Patojen, örtü altında, hava akımları yardımıyla yayılmaktadır. Hastalık etmeni, sık ve çift sıra dikimlerde çok daha şiddetli infeksiyonlara neden olabilir. Gövde ve meyve enfeksiyonları yapar ve önce toplu iğne başı büyüklüğünde gri küf renginde lekeler oluşturur. Daha sonra bu lekeler genişler ve diğer dokulara yayılır. Meyve dökümüne ve çürüklüklere neden olur (Yiğit ve Boyraz, 2003).
A.B.D’ lerin de 8 milyon ha’ lık bağ alanı bulunmaktadır. Ekonomik olarak bağ en önemli meyvelerden biridir ve her yıl B. cinerea sebebiyle 2 milyon $’ lık ürün kaybı yaşamaktadır (Elmer ve Michailides, 2004). Kurşuni küf etmeni B. cinerea, hasat öncesi ve sonrası, soğuk hava depolarında ki depolama süresince ekonomik açıdan en önemli hastalıklardan birisidir. 1999 yılında Kaliforniya’daki sörveylerde, sofralık üzüm yetiştiricilerin % 92’ si tarafından tanımlanan ilk hastalık olmuştur (Mlikota Gabler et al., 2003). Ülkemiz bağlarında ekonomik zarara yol açan en önemli toprak üstü fungal hastalıklar; ölükol (Phomopsis viticola), mildiyö (Plasmopara viticola), külleme (Uncinula necator) ve kurşuni küf (Botrytis cinerea) olarak sıralanabilir (Delen et al., 2002).
B. cinerea ile yapılan araştırmalara göre, patojen tüm vejetasyon süresince bağda bulunabilmektedir (Delen ve Koplay, 2002; Holz, 2001; Holz and Volkman, 2002). Primer enfeksiyonları başlatan konidiler ise, giysiler, araç-gereçler, sıçrayan sular, nemli hava akımları tarafından taşınarak yayılmaktadır (Babadoost, 2000). B. cinerea, erken dönemde asmanın çiçek organlarındaki (yumurtalık, stamen) doğal açıklıklardan girerek, bitki dokusu içinde latent infeksiyonlarını oluşturmaktadır (McClellan and Hewitt, 1973; Michailides et al., 2000; Holz, 2001). Bağda çiçeklenme ve danelerin olgunluk dönemleri, B. cinerea infeksiyonları açısından önem taşımaktadır. Yaşlanan çiçeklerde resviretrol sentezinin düşmesi B.cinerea’ ya duyarlılığı arttırmaktadır. Daneler ise, olgunlaştıkça patojene duyarlı hale gelir. Olgunlaşmamış danelerde stilben, suberin, tanin ve fitoaleksinler gibi antifungal maddeler yoğun bulunmaktadır ve danelere dayanıklılık kazandırmaktadır (Leroux, 1995).
Patojen, kış döneminde miselyum olarak bağdaki yaşlanmış ya da herbisit uygulaması sonucu kurumuş dokularda bulunurken, sklerotlar konukçu dokusunda ya da toprak yüzeyinde olabilir (Elmer and Michailides, 2004). Kışlayan sklerotlar ve miselyumdan, hastalık için uygun koşularda konidiler oluşmaktadır. Bağlarda, konidiler sonbahar dönemindeki en önemli hastalık birimleridirler. Enfeksiyon kaynağı olarak konidiler, bağda olduğu gibi serada da dikkate değer role sahiptirler. Bağda kışı sklerot olarak geçiren inokulum ileride görülebilecek kurşuni küf hastalığı açısından önemlidir (Sutton et al.,

  1. . Genellikle konidiler, mekaniksel olarak, iklim koşullan nedeniyle, böceklerce yaralanmış ya da patojenlerce nekroze edilmiş kısımlarda ve yaşlı çiçeklerde kolonize olarak bitkileri penetre etmektedirler (Leroux, 1995). Konidilerin çimlenebilmesi ve gelişebilmesi için optimal koşullar; serbest nem ( yüzey ıslaklığı), 150-250 C’ lik sıcaklık ve az rüzgarlı havadır. Ancak, 00-100 C gibi düşük sıcaklıklarda da aktif bir patojendir ve bu nedenle özellikle depolanan üzümlerde de sorun olmaktadır (Babadoost, 2000). Yukarıda bahsi geçtiği gibi, hastalığın hem geniş bir konukçu dizisine sahip olması hem de saprofitik özelliği nedeni ile bitkilerin hemen hemen her döneminde rastlanabilinmektedir. Bu açıdan, patojen ile savaşım son derece önemlidir.
    1. Kurşuni Küf Hastalığı ile Savaşımın Genel Prensipleri ve yöntemleri


B. cinerea yoğun spor verebilen ve hızlı yayılabilen bir patojendir. Buna ek olarak, tüm hücrelerinde ve özellikle sporlarında çok sayıda farklı karakterde çekirdek içermesi, diğer bir deyişle heterokaryotik    oluşu    bu fungusun fungisitlere dayanıklılık
kazanabilmesini kolaylaştırmakta ve sonuçta da savaşımı en zor hastalık etmenlerinden birisi olmasına yol açmaktadır (Dekker, 1982; Gullino,

Kurşuni küf hastalığı etmeni B. cinerea ile savaşımın başarılı olabilmesi için kullanılan yöntem veya yöntemlerin hem etkili ve hem de ekonomik olması gerekmektedir. Patojen ile savaşımda, kültürel, biyolojik yöntemlerin yanı sıra özellikle bağdaki savaşımında dayanıklı çeşitlerin kültürü de önemlidir (Delen, 2006). Buna karşın, domates çeşitleri arasında kurşuni küf hastalığına dayanıklı çeşit yoktur (Dik and
Wubben, 2004). Tüm savaşım yöntemleri içinde, kimyasal savaşımın yüksek etkililikte ve kolay uygulanabilir bir yöntem olması nedeniyle B. cinerea ile savaşımında önemli bir yere sahiptir.

  1. Kültürel önlemler

Ürün değerinin yüksek olduğu bazı alanlarda kültürel önlemlerin uygulanması, bitki hastalıklarını baskılamak için güçlü bir araçtır. Genellikle bitki çevresindeki havayı değiştirmek (vantilasyon), seraya inokulum girişini ve sera içerisindeki inokulum kaynaklarının oluşumunu engellemek en iyi bilinen kültürel önlemlerdir (Anonymous, 2005b). Bunlara ek olarak, primer inokulum kaynağı olarak ve hastalıkların yayılmasında önemli bir yere sahip olması açısından bulaşık bitki artıklarının yok edilmesi, seranın ve bağın güneş alabilecek, iyi havalanacak şekilde kurulması ve bakım işlemlerinin modern anlamda gerçekleştirilmesi kültürel önlemler arasında sıralanabilir (Babadoost, 2000). Bakım işlemleri içerisinde, domateste uygulanan koltuk alma işleminin gövde de çıkıntı bırakılmadan yapılması, yaşlı yaprakların uzaklaştırılması, bağda yüksek taçlandırma, bilinçli yaprak alma ve budamalar B. cinerea' nın enfeksiyonlarını önemli miktarda azaltmaktadır (Dik and Wubben, 2004; Elmer and Michailides, 2004).
Modern seraların dışındaki seralarda, hava akımı yeterli sağlanamadığı için, sera içinde ılık ve nemli bir iklim vardır. Bu koşullar yaprak ve gövde hastalıklarının gelişmesi için idealdir. Belirli dönemlerde, sera içerisindeki üretim alanının ve yastıklarının, kullanılan malzemelerin dezenfekte edilmesi gerekir (Anonymous, 2004).
Seralarda ürün koruma için göz önünde tutulması gereken en önemli faktörlerden biriside ışık (yoğunlu ve dalga uzunluğu)' tır.
Özellikle yakın ultraviyole (nUV), B. cinerea' daki sporulasyonu arttırmaktadır. Bu açıdan, tüneller için kullanılan polietilenlerin farklı tipleri B. cinerea’ nın sporulasyonuna etkilidir (Nicot et al., 1996).
Kültürel önlemler içerisinde bitkilerin fizyolojik açıdan durumları yani bitkilerin beslenmesi patojen enfeksiyonlarına karşı hassasiyetleri yönünden önemlidir. Gübreleme rejimleri bitki hastalıklarına karşı dayanıklılığı ya da duyarlılığı etkileyebilmektedir. Üzerinde en çok çalışılan ve durulan besin maddeleri, azot ve kalsiyumdur (Delen, 2006). Azot kaynağının etkisi bitki çeşidine ve yetiştirme koşullarına bağlı olarak farklılık gösterir. Yüksek azot içeren topraklarda yetiştirilen domateslerde, kurşuni küfe karşı bir duyarlılık sağlanmıştır (Verhoeff et al., 1992). Yüksek azot, bağın fazla dallanıp yapraklanmasına ve salkımların sıkı olmasına, kutikulanın incelerek           kurşuni küfe
duyarlılığının artmasına neden olur. Azotun düşüklüğü de bağda kalite üzerinde etkilidir, çünkü şarabın fermantasyonu ile ilgili sorunlar yaratırken, şarabın bozulmasına yol açabilmektedir (Tromp,1984; Marangoni et al., 2001; Keller et al., 2001).
Kalsiyum gübrelemesi solunum oranını ve etilen üretimini azaltarak ve meyvenin etli kısımlarının yumuşamasını geciktirerek bitki dokularının duyarlılığını geciktirmektedir (Elad et al., 1993). Kalsiyum bağda, uygulama zamanına bağlı olarak kurşuni küfe karşı dayanıklılığı arttırmaktadır. Danelere ben düşme döneminden önce kalsiyum uygulaması yapılırsa, enfeksiyonları azaltmaktadır. Kalsiyum uygulaması danelere ben düştükten sonra yapılırsa hastalık çıkışına etkisi yoktur (Doneche and Chardonnet, 1996).

  1. Dayanıklı çeşitlerin kültürü

Serada yetiştirilen sebze türleri içerisinde henüz kurşuni küfe dayanıklı çeşit olmadığı bildirilmektedir (Dik and Wubben, 2004).
Bağda dayanıklı çeşitler, kurşuni küf epidemilerini etkileyen en önemli değişkinlerden biridir. Dayanıklı çeşitler, daha kalın kutikula ve mum içeriğine sahiptir (Elmer and Michailides, 2004). Danelerin bir birbiriyle sürtündüğü yerlerdeki kutikulanın inceliği, duyarlılığı artırmaktadır (Delen, 2006). Dayanıklılıkta önemli diğer bir faktör, doğal açıklıklardır. Doğal açıklıkların sayısı ile dayanıklılık arasında ters ilişki bulunmaktadır. 42 üzüm çeşidi ile yürütülen bir çalışmada, çeşitlerin morfolojik, anatomik ve kimyasal özellikleri, dayanıklılığın                             özel
karakteristiklere bağlı olup olmadığını tespit etmek amacıyla ölçülmüştür. 11 çeşitin dayanıklılığı yüksek olarak sınıflandırılmış ve doğal açıklıkların sayısı B. cinerea’ ya dayanıklılık ile ters ilişkili bulunmuştur. Doğal açıklık sayısı yönünden, Razaki, Emperor ve Autumn Black makul ölçüde dayanıklı olarak saptanmıştır. Yüksek dayanıklı üzüm çeşitleri, danelerinde resveratrol sentezlerindeki artışlarla ilişkili olarak; Vitis labrusca, V. rotundifolia, V. labrusca x V. vinifera hibridleridir (Mlikota Gabler et al., 2003). Türkiye’ de, Trakya’ da yapılan bir çalışma sonuçlarına göre, Dabouki, Puhurcuk ve Razaki çeşitlerine ait üzümler, bağda her hangi bir enfeksiyona yakalanmamışken, depolama çalışmalarında duyarlı bulunmuşlardır. Muscakt, Hamburg ve Müşküle çeşitleri ise, hem bağ hem de depo koşullarında hastalığa dayanıklılık göstermiştir (Özer et al., 2004).

  1. Biyolojik Kontrol

Botrytis hastalıklarının biokontrolü 50 yıldan fazla bir zamandır yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Botrytis hastalıklarının kontrolünde en büyük potansiyeli gösteren mikrobiyal ajanlar Trichoderma, Gliocladium ve Ulociladium funguslarını, Pseudomanas, Bacillus bakterilerini ve Pichia, Candida mayalarını içermektedir. Bu preparatlarla ticari başarı, biyolojik aktivitenin hızlılığı ve biyokontrol ajanın uygulama kolaylığı ve çevresel koşulların stabilliği açısından en uygun koşullardaki, hasat sonrası çevrede ve seralarda elde edilmektedir (Elad and Stewart, 2004).
Ayrıca, farklı etki mekanizmaları sergileyen ya da rekabete dayanarak çalışan organizmalar tarla koşulları altında daha güçlü sonuçlar vermektedir. Eğer uygun bir formülasyon ve strateji uygulaması geliştirilecekse, beklenmedik çevresel koşulara karşı ajanın, patojen ile etkileşimi ve populasyon dinamiklerinin yoğunluğunun bilinmesi gereklidir. Bu hususta çok fazla araştırma yapılmaktadır. B. cinerea' nın oluşturduğu hastalıklara karşı laboratuarda, serada ve tarlada uzun yıllar denenmiş ve başarı elde edilmiş iki fungal cins; Trichoderme ve Ulocladium bulunmaktadır (Elad, 2000).
Biyokontrol ajanları, bazen uzun dönemli kontrollerde başarılı olamadığı için, B. cinerea gibi spesifik hastalıklarla mücadelede tek başına kullanılmamaktadırlar. Bu yüzden biyolojik savaş ajanları, kimyasallar (dicarboximide’ ler ve anilinopyrimidine’ ler v.b), diğer biyolojik ajanlar örneğin, Bacillus subtilis (Serenade) ya da bunların kombinasyonlarıyla birlikte başarıyla kullanılmaktadır (Elad and Stewart, 2004).
Değişik ülkelerde fungus, bakteri ve mayalarla hastalıkların kontrolüne yönelik çalışmalar sürdürülmesine karşın, kimyasal savaşım kadar başarılı sonuçlar elde edilememektedir (Machowiez and Kuropatwa, 1996).

  1. Kimyasal önlemler

Önceki bölümde de özetlendiği gibi, gerek kültürel önlemler, gerek dayanıklı çeşitleri kullanarak ve gerekse biyolojik kontrol ajanları ile kurşuni küf hastalığını tamamen önlemek olanaksızdır. Bu nedenle, patojenle savaşımda kimyasal önlemler oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Kimyasal savaşımın başarısı büyük ölçüde, olabildiğince etkili ve sorunsuz fungisitlerin kullanıma bağlıdır. Bunun için, kimyasal savaşta, özelliklede B. cinerea ile kimyasal savaşta fungisit seçimi çok önemlidir. Fungisit seçimini tam ve doğru yapabilmek için, aşağıdaki kriterlerin göz önünde tutulması gerekir.

  1. Son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre

Zirai mücadele ilaçları bitkiler üzerine püskürtüldükten sonra genellikle sıcaklık, ışık, yağış nem ve rüzgar gibi çevre faktörlerinin etkisi altında bitki üzerinden azalarak yok olurlar ve zehirliliklerini zaman içinde kaybederler. Dekompoze olma olarak ta adlandırılabilen bu olay, zamanla orantılı olarak artar. Belirli bir süre sonra zehirli kalıntı miktarı insan sağlığını etkilemeyecek düzeyde olan tolerans değeri altına düşer (Anonymous, 2005b).
Pestisitin kullanımından sonra ürünler üzerindeki kalıntı miktarının tolerans değerlerinin altına düşmesi için geçmesi gereken zamana bekleme süresi denir. Pestisitlerin bazıları çok az miktarda bile, canlı bünyesinde zararlı etki yaparlar. Yağ dokularında birikebilirler, kanser yapıcı, karaciğer yıpratıcı, böbrek fonksiyonlarını bozucu etkiler yapabilirler. Bir kısmı ise vücutta birikmediği halde sinir uçlarında tahribat sonucu unutkanlık, öğrenme güçlüğü oluşturabilmesi nedeniyle çok tehlikelidir (Anonymous, 2004).
Bitki üzerindeki ilaç kalıntısının dekompoze oluşu, kullanılan ilacın cinsine, uygulama zamanına, çevre koşullarına, bitki çeşidine bağlı olarak farklılık gösterir. Pestisitlerin uygulanmasından sonra, kullanılan preparat için öngörülmüş olan bekleme süresi geçmeden hasat edilmemeli ve tüketilmemelidir.
Ancak, ülkemizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ruhsatlandırılmış olan pestisitlerin büyük bir çoğunluğunun son ilaçlama ile hasat arası bekleme süresi 7- 15 gün arasında değişmektedir. Ürün bazında ruhsatlandırılmış, 0-3 gün arasında kısa gün bekleme süreli ve kalıntı riski az pestisit sayısının az ve yetersiz oluşu karşısında kısa aralıklarla hasat edilmesi gereken sebzelerde sorun yaşanmaktadır. Çizelge 2.1’ de; bağda ve domateste B. cinerea’ ya karşı ruhsatlı bazı fungisitlerin son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken asgari süreleri özetlenmiştir (Anonymous, 2004).



Çizelge 2.1. B. cinerea’ ya karşı ruhsatlı bazı ilaçların son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken asgari süreleri (Anonymous, 2004).


ETKİLİ MADDE

BİTKİ TÜRLERİ

Fungisitler

Bağ

Sebze

Captan

-

7

Dichlofluanid

21

3

Tolyfluanid

21

7

Iprodione

15

7

Procymidone

21

15

Imazalil

3

3

Cyprodinil+Fludioxanil

21

7

Pyrimethanil

21

3

Fenhexamid

*7/14

5

*Bağda çeşite göre bekleme süresi değişmektedir.                -: Bağda önerilmemektedir

 

Ülkemizde bağ hastalılarıyla savaşımda sürekli ve yoğun bir şekilde kimyasal savaşım yapılmaktadır. B. cinerea ile savaşıma ise, hasada yakın zamanda başlanmakta ve ilk ilaçlama danelerin olgunlaşma başlangıcında (ben düşme döneminde) olmakta, ilaçlamalar fungisitlerin etki süreleri dikkate alınarak hasada kadar devam etmektedir (Anonymous, 2005b).
Bağda kimyasal savaşımın hasada yakın zamanda başlatılması ve hasada kadar sürdürülmesi nedeniyle, üretici yoğun ilaçlamalar yapmak zorunda kalabilmektedir. Sonuçta, patojen için iklim koşullarının uygun olduğu zamanlarda, ilaçlamaların sayısı artmakta ve bu duruma bağlı olarak da zaman zaman kalıntı sorunu yaşanmaktadır. Bu nedenle, ihraç edilen ürünlerde tarım ilacı kalıntısı sorunu ön plana çıkabilmektedir (Delen, 2001).
Tarımsal ürünlerdeki ilaç kalıntısının, genellikle, üreticilerin bayilerden istedikleri ilacı satın alabilmelerinden, öneri dışı zaman ve
dozlarda kullanmalarından kaynaklandığı bilinmektedir. Ne yazık ki bu konuda eğitim de, denetim de yetersizdir ve üreticilerin bilinçsizce tarım ilacı kullanımları en etkili fungisitlere karşı patojenlerin dayanıklılık sorununu da beraberinde getirmektedir

  1. Fungisitin dayanıklılık oluşturma potansiyeli

Fungisitler, enfeksiyonlardan sağlıklı bitkileri korumak amacıyla çok yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Fungisitlerin etkili olması, tedavi edilen bölge ya da bitki gelişimi süresince yeterli hacimde püskürtülmesi ve enfeksiyondan önce uygulanmasına bağlıdır (Damicone and Jackson, 1996).
Bitki hastalıkları ile kimyasal savaşımda fungisitlerin etki mekanizmaları ile mikroorganizmalarda oluşturabilecekleri dayanıklılık arasında önemli bir ilişki vardır. Uygulama da, patojenlerin bir kimyasal maddeye duyarlılıkları azaldıkça etkililikleri düşmektedir. Bu durum karşısında uygulayıcıların büyük bir kısmı, yüksek etkililiği yeniden elde edilebilmek amacıyla, doz yükseltmeye başlamaktadır. Sonuçta, patojenin fungisitlere hızla dayanıklılık kazanmasına, sorunun çözümsüz hale gelmesine ve kalıntının da giderek yükselmesine yol açmaktadır (Delen, 2002).
Dayanıklılık, bir organizmanın bir fungisite duyarlılığının giderek azalması ve bu duyarlılık azalışının genetik bir mekanizma ile kontrol edilmesidir. Dayanıklılığın temelinde bir mutasyon vardır (Delen ve ark., 2004). Fungisitler dayanıklılık oluşturma risklerine göre; düşük,  orta ve yüksek olarak üç sınıf içerisinde
değerlendirilmektedirler.
Funguslarda dayanıklılık sorunun genelde; patojenin sporulasyonu ve yayılma hızına, dayanıklı formların rekabet gücüne, çok çekirdekli hücrelere ve yüksek infeksiyon eşiğine sahip olup olmaması gibi özelliklerine bağlıdır. Ayrıca kullanılan fungisitin etki mekanizması ve seleksiyon basıncı da bu açıdan büyük önem taşır (Dekker, 1982).
B. cinerea' da yukarıda bahsi geçen özelliklerin bir çoğuna sahip heterokaryotik bir patojen olması nedeniyle, bazı seleksiyon basıncı yüksek tek yer engelleyicilere, hatta çok yer engelleyicilere dayanıklılık kazanabilmektedir (Dekker, 1982; Gullino, 1992).           Örneğin,
dithiocarbamate grubundaki thiram ve mancozeb' e B. cinerea izolatlarının duyarlılığını belirlemek amacıyla bölümümüzde yürütülmüş bir çalışmada, 1995/96 sezonunda seralardan toplanan B. cinerea izolatlarının, 1984-1986 sezonunda toplanmış izolatlara göre kimi fungisitlere duyarlılıklarının önemli düzeyde azaldığı saptanmıştır. Ayrıca, bazı klasik fungisitler arasında çapraz dayanıklılık ilişkileri de saptanmış, duyarlılığı azalmış kimi izolatlarda duyarlılık azalışı kalıcı iken, kimi izolatlarda kalıcı olmamıştır. Sonuçta, thiram' a ve mancozeb' e duyarlılık azalışı ile izolatların kontrolünde performans azalışı gözlenmiştir (Delen and Tosun, 1996).
1990' lı yıllarda Avrupa'daki bir çok bağdan izole edilen B. cinerea izolatları ile yapılan bir çalışmada dicarboximide grubu üyesi iprodion' a ve phenylpyrrole grubu üyesi fludioxonil' e duyarlılıklarının azaldığı saptamıştır. Dicarboximide' e dayanıklı türlerin yalnızca bağda değil, ilerleyen yıllarda serada yetiştirilen domates, sebzeler ve çileklerde de gözlemlendiği bildirilmiştir (Lorenz et al., 1994). Anilinopyrimidine grubundan pyrimethanil' in yoğun uygulandığı bazı Fransız bağlarında B. cinerea’ ya ile yapılan bir diğer çalışmada, patojende bu gruba karşı duyarlılık azalışı tespit edilmiştir (Leroux et al., 2002).
Ülkemizde ruhsatlı fungisitlerden benzimidazole türevi benomyl’e sera sebzelerinden elde edilen B. cinerea izolatlarının tümüne yakınının duyarlılığını kaybettiği görülmüştür (Delen and Yıldız, 1981; Delen et al., 1984). B. cinerea'nın bağ izolatlarıyla yapılan benzer bir çalışmada da patojenin yine benzimidazole grubundan carbendazim’e duyarlılığının önemli ölçüde azaldığı saptanmıştır (Yıldız, 1999). Ülkemizde B. cinerea’ya karşı domateslerde ruhsatlı fungisitlerin patojenin seralardan sağlanmış domates izolatlarına etkililiği konusunda yapılan çalışmada, izolatların dicarboximide grubu üyesi iprodion’a, anilinopyrimidine’lerden pyrimethanil’e yıldan yıla duyarlılığının azaldığı ve duyarlılığı azalmış izolatların söz konusu fungisitlerin önerilen dozları ile önlenemediği anlaşılmıştır (Delen et al., 2004).
Yine B. cinerea ile bağlarda yürütülen diğer bir araştırmada, izolatların yıldan yıla artan biçimde iprodion’a duyarlılığının azaldığı da ortaya konmuştur (Koplay, 2004). Yukarıda değinildiği gibi, duyarlılık azalışı ile pestisit kullanım biçimi arasındaki ilişkiyi en güzel gösteren örnek olarak, sebze seralarından elde edilen B. cinerea izolatlarının dayanıklılık oluşturma riski çok düşük olan captan’a, thiram’a ve mancozeb’e de duyarlılık azalışları verilebilir (Delen et al., 1999; 2000).
Fungisitin dayanıklılık riskine etkili en önemli faktörlerden biri de, hastalıkların kontrolünde fungisitlerin performansını etkileyen etkili maddenin etkinliğidir (Ariens, 1984).

  1. Fungisitin etkililiği

Fungisitlerin etkinliğine etki eden özellikler, her preparatta bulunan etkili madde ve dolgu maddesi ile yardımcı maddelerdir. Bir preparatın asıl etkinliği ya da toksikolojik özellikleri etkili maddesinden kaynaklanmaktadır. Ancak, pereparat içindeki dolgu maddesi ve yardımcı maddeler de etkili maddenin etkinliğini arttırabilmektedir. Diğer yandan, dolgu maddesinin ya da etkili maddenin bazı kirlilik problemleride pestisitlerin performansını etkileyebilmektedir (Ware, 1994). Bütün bunların yanı sıra preparatın asıl toksik maddesi olan etkili madde farklı izomerlerinin bir araya gelmesiyle de oluşabilir (Ariens et., 1988).
Fungisitlerin çoğunluğunun etkili maddeleri, organik bileşiklerden oluşmaktadır. Bu kimyasalların, organizmalardaki biyolojik etkililiğinden faydalanılarak, organizmanın yaşam faaliyetlerindeki temel süreci engelleyebilenleri preparat haline getirilip kullanıma verilmektedir (Ariens et al., 1988). Genelde bu bileşikler, bir streokimyasal forma sahiptirler. Aynı moleküler formüle sahip fakat moleküldeki atomların yerleri farklı olan bileşiklere izomer denilmektedir. İzomerlerin her bir elementi, aynı sayıda atomlara ve ağırlığa sahip olmalarına karşın, diğer özellikleri açısından farklılıkları vardır. İzomerler, strüktür ve stereoizomer olarak iki şekilde sınıflandırılmışlardır. Strüktür izomerler, molekül formülleri aynı fakat strüktür formülleri farklı olan bileşiklerde görülür. Stereoizomeri ise, molekül ve strüktür formülleri aynı fakat moleküllerindeki atomların uzaydaki sıralanışı farklı olan bileşiklerde göze çarpar (Oskay, 1979). Stereoizomeri, geometrik ve optik izomeri olmak üzere ikiye ayrılır. Geometrik izomeriye cis - trans izomerisi denir. Geometrik izomerlerin kaynama ve erime noktaları farklı olabildiği gibi fiziksel özellikleri de farklıdır. Çift bağların moleküldeki bağlanma şekline göre, aynı tarafta yer alanlar için cis- eki, karşı tarafta yer aldığında ise trans- eki kullanılmaktadır. Optik izomerlerin molekülleri asimetriktir. Asimetrik karbon atomlarının farklı atom yapılarına ve radikal bağlara sahip olması şeklinde tanımlanmaktadır (Anonymous, 2006b).
Yapılan çalışmalar göstermektedir ki, aynı pestisitin değişik izomerleri, özellikle de stereoizomerleri hastalık ve zararlılara oldukça farklı etkililiklerde olabilmektedirler. Bazı izomerler çok yüksek etkililikteyken, bazılarının etkililiği daha düşük olabilmektedir. Stereoizomerlere organizmaların farklı afinitelerin (çekiciliklerinin) olabilmesi, aynı bileşiğe ait stereoizomerlerin farklı etkililik göstermesine yol açabilmektedir. Bu duruma stereoselektivite (stereoseçicilik) denmektedir. Afinite farklılığı kimyasal maddenin organizmanın enzim ya da diğer yapısal sistemlerine, biyolojik özelliklerine farklı etkililikte olmasından kaynaklanır. Stereoizomeri ve stereoizomerlerin organizmalara farklı etkililikleri pestisitler açısından çok önemli bir konudur. O nedenle, düşük etkili izomerlerin bir preparatın etkili maddesi içine bulaşmaması gerekir. Pestisitlerin ruhsatlandırma aşaması bu nedenle önem arz etmektedir. Ülkemizde, bir pestisitin ruhsat alması iki yolla olmaktadır; denenerek ve emsale göre ruhsatlandırma. Etkili maddeleri, formülasyon tipi, kullanım alanı ve şekli itibari ile yeni bir preparatın ruhsatlandırılması denenerek yani tarla, sera gibi koşullardaki (kullanım alanına göre) biyolojik etkinliği temel alınarak yapılmaktadır. Bu ruhsatlandırma biçiminde ayrıca, spesifikasyon, etkili ve teknik madde ile ilgili bilgiler, biyolojik bilgiler de istenmektedir. Emsale göre ruhsatlandırmada ise, daha önce ruhsatlandırılmış aynı etkili maddeyi aynı oranda içeren, ayni formülasyon tipindeki pestisitlerin, aynı hastalık, zararlı ya da yabancı ota karşı ruhsatlandırılmasıdır. Bu ruhsatlandırma biçiminde ise, denenerek ruhsatlandırmada da istenen, spesifikasyon, gizli reçete, emsal alınan ürünle aynı etkili madde oranı ve etiket örneği istenmektedir (Anonymous, 1995). Az önce de bahsi geçtiği gibi, farklı izomerlerin bir araya gelmesiyle oluşabilen yada yabancı maddeler içeren fungisitler biyolojik etkililik açısından farklı sonuçlar verebilir. Çünkü, emsale göre ruhsatlandırmada hem özel ve detaylı kimyasal analizler yapılmamakta ve hemde ruhsatlanacak preparat biyolojik etkililiği açısından denemeye alınmamaktadır. Bu durum, emsale göre ruhsatlandırılmış preparatların etkinliliklerinin denenerek ruhsatlanmış orijinal preparattan farklı olabilme kuşkusunu akla getirmektedir. Ancak ülkemizde, emsale göre ruhsatlanan pestisit sayısında büyük artışlar söz konusudur. Bu nedenle, son yıllarda ruhsatlanan pestisit sayısı sürekli fazlalaşmaktadır (Çizelge 2.2.) (Yücer, 2005).
Çizelge 2.2. Dört Yıllık Dönemlere Göre 1959-2002 Yıllarında Türkiye’ de Ruhsat Almış Pestisit Sayıları


Yıllar

Ruhsat Almış Pestisit Sayıları

1959-1962

242

1963-1966

543

1967-1970

348

1971-1974

160

1975-1978

213

1979-1982

198

1983-1986

273

1987-1990

354

1991-1994

327

1995-1998

755

1999-2002

706

2003-2005*

963

*: Üç yıllık sonuç

 

Çizelge 2.2’ de de görüldüğü gibi 1995-1998 ve 1999 - 2002’de ruhsatlanan pestisit sayısında büyük bir artış vardır. Ruhsat almış pestisit sayısının 1990’lı yılların ikinci yarısı ile 2000’li yıllarda artış göstermesinin ana sebebi emsale göre ruhsatlandırmanın yoğunlaşmasına bağlanabilir (Yücer, 2005).
Bu şekilde ruhsatlandırılmış pestisitlerin içeriğinde yer alan dolgu maddeleri ve etkili maddelerin saflığı da diğer önemli bir konudur. Dolgu maddesinin ya da etkili maddenin saf olmaması bazı kirlilik problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin, bakırlı fungisitlerin kurşun ile kontamine olmasının geçtiğimiz yıllarda, ihraç edilen kuru üzümlerimizde yol açtığı sorunlar ülkemize büyük zararlar getirmiştir. Ayni şekilde Syngenta firmasının kendi imalatları olan orijinal abamectin formülasyonu ve emsallerinde (jeneriklerinde) yaptırmış olduğu analizlerde, emsale göre ruhsatlı bazı abamectin içeren formülasyonlarda yabancı maddeler saptanmıştır. Daha önce de bahsedildiği gibi stereoizomerlerin belirlenmesi rutin analizler ile olamayacağından, hedef organizmaya daha düşük etkililikteki stereoizomerlerini içeren böyle preparatlar ruhsat alarak piyasaya çıkabilmesi söz konusudur. Örneğin Syngenta firması tarafından yapılan analizlere göre, yine bazı abamectin formülasyonlarında etkili maddesi düşük etkideki izomerlerinin bulunabilme sorunu da vardır. Bu durum, pereparatların etkinliğini azaltarak, hem savaşımı olumsuz etkilemekte ve hem de organizmaların daha hızlı dayanıklık kazanmasına, sonuçta da kıymetli pek çok pestisitin kısa sürede etkisiz hale gelerek elden çıkmasına yol açmaktadır (Delen, 2005). Aynı etkili maddeye ait izomerlerin farklı etkililiklerine fungisitlerden de örnekler verilebilir. Organofosforlu bileşikler içerisinde yer alan çeşitli fungisitler tarımda kullanılmıştır. Bu grup içerisindeki 3-ethyl-phenylphosphinate’ların iki stereoizomeri; erythro-formu ve threo-formu bulunmuştur. Threo-formu hıyarda külleme hastalığına karşı erythro formuna göre daha etkili bulunmuştur (Fuchs, 1988).
Mitokondrial solunum üzerine etkili olan azoxsytrobin’in ‘E’ izomerinin mitokondriumlardaki solunumu %50 engelleme dozu (I50) 0,136 |aM iken, aynı fungisidin Z izomeri için I50 değeri 3,85 |aM olarak saptanmıştır (Boldwin et al., 1996).
Perenosporales üyelerine yüksek etkisi olan metalaxyl’in de 2 izomeri bulunmaktadır. Bu izomerlerden mefenoxam ya da metalaxyl M olarak bilineni en yüksek fungitoksit özelliğe sahiptir (Nuningen et al., 1996). Mefenoxam yarım dozda kullanıldığında bile metalaxyl’ in diğer izomeri kadar etkili olabilmektedir (Thomsan, 1997).
Stereoizomerin en iyi görüldüğü grup triazole’ler ve bu grup içerisinde yer alan diclobutrazol’dür. Diclobutrazol’ ün iki asimetrik karbon atomları; R,S; S,R-diastereoizomeri ve                                                                                                    R,R; S,S-
diastereoizomerik şeklinde bulunmuştur. Ustilago maydis için bu iki diastereoizomerik yapının etki oranı birbirinden çok farklı sonuçlar vermiştir. R,R; S,S-diastereoizomeri’ in ergosterol biyosentezini %50 engelleme dozu (I50) 0,016 pM iken, aynı fungisitin R,S; S,R- diastereoizomeri’ nin            I50 değeri 0,08 pM olarak saptanmıştır. Bu
nedenle, en yüksek etkinliğe sahip olan R,R;S,R-diastereoizomeri geliştirilmiş ve pestisit pazarına sunulmuştur (Fuchs, 1988).
Triazole gurubu ile ilgili olarak bir diğer fungisit ise diniconazale’ dür. Asimetrik karbon atomuna sahip olmasına ek olarak, alkilen zincirindeki C=C çift bağı sebebiyle geometrik izomeri
görünümündedir. Ayrıca, E ve Z izomeri ile karakterize edilen iki geometrik izomere sahiptir. Triazole-pentenol serisinin E-izomerinin onbir fungus türü ile in vitro da etkinliği incelenmiştir. Triazole-pentenol serisinin E-izomerinin zayıf ya da fungisidal etkiye hiç sahip olmadığı bulunmuştur. Triazole-pentenol serisinin Z-izomeri in vivo da başarılı bulunmuştur ve in vitro testlerde 10 pg ml-1 konsantrasyonunda miselyal gelişmeyi % 95 engellediği ama bitki içerisinde taşınmanın da durduğu gözlemlenmiştir (Fuchs, 1988).
İşte bu düşük etkideki izomerlerin etkili madde içinde bulunuş oranına göre preparatın da etkisi düşmektedir. Bu durumu ortaya koyabilmek için ise, ya çok detaylı analizler yapmak ya da her preparatı ruhsatlandırma aşamasında biyolojik etkinliğini de test etmek gerekmektedir. Emsale göre ruhsatlanan preparatlarda bu yola gidilmediğinden, düşük etkililikteki izomerler nedeniyle böyle bir risk akla gelmektedir.
Bu projede, bağdan ve domatesten daha önce izole edilmiş B. cinerea izolatlarına karşı etkili yada ruhsatlı ayni etkili maddelere ait değişik preparatların etkinliğinin saptanması amaçlanmıştır. Bu konu henüz çok yeni olup, ülkemizde bu konuyla ilgili önemli bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın, denenerek ruhsat almış bir çok preparat içinde ilginç olabilecek sonuçlar verebileceği düşünülmektedir. Özellikle, ruhsatlama sistemi üzerinde değişiklikler yapmak isteğinde bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın da sonuçlarımızdan yararlanması dileğimizdir.

  1. MATERYAL ve YÖNTEM

3. 1. Materyal
3. 1.1. Araştırmada kullanılan fungal izolatlar
Çalışmada, 4 B. cinerea izolatından yararlanılmıştır. Bu izolatlardan iki tanesi Koplay (2004) tarafından bağlardan, diğer iki tanesi de seralarda yetiştirilen domateslerden Delen ve ark. (2004) tarafından izole edilmiş ve çalışmalarında kullanılmıştır. Tanısı yapılarak saf kültürleri elde edilmiş bu izolatlar, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Toprak Patojenleri Araştırma Laboratuarı (TOPAR)’ nda +40C’de ki kültür stokunda yer almakta idi. Söz konusu izolatlarla ilgili kimi bilgiler Çizelge 3.1’de özetlenmiştir.


Çizelge 3.1. Araştırmada kullanılan B. cinerea izolatları.

İzolat
No

İzole Edildiği

Yer

Bitki

Yıl

Kaynak

B-120

Denizli-B uldan-Y enicekent

Bağ

2002

Koplay, 2004

B-126

Manisa-Sarıgöl-Burgaz

Bağ

2002

Koplay, 2004

168-K

Muğla-Fethiye

Domates

2004

Delen ve Ark., 2004

191-Ip 10

Muğla-Fethiye

Domates

2004

Delen ve Ark., 2004

 

3. 1. 2. Araştırmada kullanılan fungisitler
Bağda ve domateste kurşuni küf hastalığına ruhsatlı etkili maddelere ait değişik preparatların B. tinere’ ya etkililiğini ortaya koymak için, 5 etkili maddeye ait değişik preparatlar çalışmamızda kullanılmıştır. Her etkili maddeye ait preparatlar seçilirken, piyasada bulunabilirliklerine, aynı oranda aynı etkili maddeyi içermelerine ve aynı formulasyon tipinde olmalarına özellikle dikkat edilmiştir.
Çalışmada kullanılan fungisitlerle ilgili bilgiler Çizelge 3.2’ de özetlenmiştir.
Çizelge 3.2’de verilen etkili maddeleri aynı oranda içeren ve aynı formülasyon tipindeki preparatlardan piyasada bulunabilen 32 fungisit denemelere alınmışlardır. Bu etkili maddelerden; iprodione, procymidone, bağda ve domateste, captan domateste B. cinerea’ ya karşı ruhsatlıdır (Yücer, 2005; Aydınoğlu ve ark., 2002).
Thiram ve tebucanozele, B. cinerea karşı ülkemizde ruhsatlı olmamalarına karşın, daha önce yapılmış çalışmalardaki yüksek etkililikleri dikkate alınarak denememizde yer almıştır (Delen and Özbek, 1992; Delen, 2001). Ülkemizde thiram sebze fidelerinde çökertene, tebucanozele ise domateslerde erken yaprak yanıklığı hastalığı ile bağ küllemesine ruhsatlıdır (Yücer, 2005, Aydınoğlu ve ark., 2002 ). Çizelge 3.2.’ de yer alan etkili maddelerden yalnızca captan ve thiram etki yeri spesifik olmayan ya da diğer bir deyiş ile klasik fungisitler olmasına karşın, diğer etkili maddeler etki yeri spesifik ya da modern fungisitlerdir (Delen ve ark., 2004).


Çizelge 3.2. Çalışmada kullanılan fungisitler ve bazı özellikleri.


Etkili Madde Adı ve Oranı (%)

Ticari Adı

Ruhsat Numarası ve Tarihi

Firması

Formül
asyon
Şekli

Captan, 50

Captan’ H

696/14.07.1970

Hektaş

WP

Koruma Captan 50 WP

1024/1.04.1976

Koruma

WP

Agro-Captan 50 WP

1817/18.09.1985

Agro-San

WP

Captan 50 WP Stauffer

2381/17.04.1990

Syngenta

WP

MRK Captan 50 WP

2699/25.01.1994

Cansa

WP

Mass Captan 50 WP

3140/14.04.1997

Mass

WP

Norat 50 WP

3154/30.04.1997

Doğal

WP

Safa Captan 50 WP

3345/19.02.1998

Safa

WP

Iprodione, 50

Rovral 50 WP

2091/30.12.1987

Bayer

WP

Neon 50 WP

3578/03.02.1999

Agrikem

WP

Neptune 50 WP

3630/27.05.1999

Tezcan

WP

Rovane 50 WP

4459/23.09.2003

Safa

WP

Karnaval 50 WP

4422/14.07.2003

Agro-Best

WP

Roller 50 WP

4573/20.02.2004

Hektaş

WP

Procymidone, 50

Sumixlex 50 WP

2489/29.11.1991

Sumitomo

WP

Koruma Promidone 50 WP

1990/06.04.1997

Koruma

WP

Hockey 50 WP

3320/30.12.1997

Doğal

WP

Massmidone 50 WP

3428/02.09.1998

Mass

WP

Prosclex 50 WP

3581/03.02.1999

Safa

WP

Progress 50 WP

3722/15.02.2000

AgroSan

WP

Sonselex 50 WP

4087/12.03.2002

AgroBest

WP

Thiram, 80

Kortiram Forte 80 WP

972/25.02.1975

Koruma

WP

Pomarsol Forte 80 WP

2296/07.04.1989

Bayer

WP

Hekthiram Forte

2828/29.06.1995

Hektaş

WP

Cekuram Forte

3048/25.11.1996

Agrikem

WP

Protect Forte 80 WP

3348/25.02.1998

Safa

WP

Stronge Forte 80 WP

3249/27.08.1997

Doğal

WP

Massthiram

3267/19.09.1997

Mass

WP

Tebuconazole, 25

Folicur WP 25

3121/97-
48/25.03.1997

Bayer

WP

Bestkur 25 WP

4106/01.04.2002

Agro-Best

WP

Miracle 25 WP

4096/22.03.2002

Hektaş

WP

Tebicur 25 WP

4249/29.11.2002

Safa

WP

 



3. 2. Yöntem
Çalışmanın ilk bölümünde her etkili maddeye ait preparatlarm dört B. cinerea izolatına etkililik düzeyleri in vitro koşullarda saptanmıştır. İkinci aşamada ise, fungisitlerin seçilmiş iki izolata etkililik düzeyleri iklim odasında saksı denemeleriyle ortaya konmuştur.

  1. Fungisitlerin in vitro koşullardaki etkililikleri

Laboratuvar koşullarında yürütülen bu testlerde, fungisitlerin izolatların miselyal gelişimini engelleyicilik düzeylerinin saptanmasında MM (Minimal Medium: 20g glikoz, 1g K2HPO4, 0.5 g MgSO4.7H20, 0.1 g FeCl, 1.5 g asparagin-L, 20 g agar agar ve 1000ml saf su) besiyerinden yararlanılmıştır (Delen et al., 1984; Delen and Özbek, 1992).
Çalışmada, daha önce yapılmış araştırmalar da dikkate alınarak (Delen and Özbek, 1992; Koplay, 2004), fungisitlerin 0 (kontrol), 0.01, 0.03, 0.1, 1, 3, 10, 30, 100 pg/ml etkili madde (e.m) dozları kullanılmıştır. İstenilen fungisit dozlarını elde edebilmek amacıyla, yüksek dozda hazırlanan stok solüsyonlardan seyreltmeler yapılmıştır. Her doz için son seyreltme, besi yerine eklemede olmuştur. Stok solüsyonları elde edebilmek amacıyla, Çizelge 3.2’ de sözü edilen preparatların stok solüsyonları 1000, 100, 10 ppm’ lik e.m dozları elde edilebilecek şekilde yapılmıştır, procymidone ve tebuconazole e.m’ leri alkolde erimedikleri için, tüm stok solüsyonlarında ve seyreltmelerinde steril saf su kullanılmıştır (Georgopulos and Dekker, 1982; Dekker, 1982). Stok solüsyonlardan istediğimiz dozu elde edebilmek amacıyla, yukarıda da söylendiği gibi seyreltmeler yapılmış ve son seyreltme otoklavda steril edilip, 45-50 oC’ye soğutulmuş erlenmeyerlerdeki MM
besiyerine fungisit solüsyonu eklenerek elde edilmiştir. Fungisitlerin iyi dağılımını sağlamak için ise, besi yerine fungisit ilavesinden sonra kaplar iyice karıştırılmıştır (Delen et al., 1984). Denemelerde homojenliğe özellikle dikkat edilmiş ve bunun için steril saf su ile hazırlanmış stok solüsyonun uygulandığı ya da uygulanmadığı (kontrol) karakterlerin tümüne eşit miktarda steril saf su isabet etmesi için, gerekiyorsa, homojenliği sağlayacak miktarda steri saf su eklenmiştir. Daha sonra, istenilen fungisit dozlarını içeren ya da fungisit içermeyen (kontrol) besiyerleri, steril petri kaplarına eşit miktarlarda dökülmüş ve deneme petrilerindeki ortam bir süre donmaya bırakılmıştır. Deneme petrilerine ekimler, 23 oC’ de ve karanlıkta geliştirilen fungal izolatlara ait üç günlük spor içermeyen, misellerden oluşmuş kültürlerden yapılmıştır. Denenecek kültürlere ait kolonilerin kenarlarından corck-borer (mantar delici) yardımı ile alınan 4 mm çapındaki diskler, fungisit içeren ve içermeyen (kontrol) petrilere ekilmiştir. Ekimler sırasında, disklerin fungal gelişim olan yüzeylerinin besiyerine değmesine dikkat edilmiş ve her petri kabına üçer disk konulmuştur. Denemeler, tesadüf parselleri desenine göre, altı tekrarlı olarak kurulmuştur. Petriler, ekim yapıldıktan sonra 23 oC’ye ayarlanmış, ışıksız inkubatörde 3 gün bekletilmişlerdir (Delen et al., 1984).
Yapılan ön      çalışmalardan  elde edilen sonuçlara göre,
inkubasyondan üç gün sonra B. cinerea izolatlarının koloniyal gelişimleri, çap ölçümü şeklinde değerlendirilmiştir. Bu ölçüm sonuçları temel alınarak, her izolatın her fungisite duyarlılığı, ED50 (miselyal gelişimi %50 engelleyen doz) değerleri ve MIC (miselyal gelişmeyi engelleyen en düşük doz) değerleri saptanmıştır. ED50 değerleri, her izolat için kontrole göre fungisit dozlarındaki yüzde gelişim oranları bulunarak ve söz konusu oranlar log-probit kağıda uygulanarak
bulunmuştur (Georgopulos and Dekker, 1982; Delen et al., 1984; Beevere et al., 1989). Ayrıca, her izolata her etkili maddeye ait fungisitlerin etkililik farklılıklarını ayrı ayrı ortaya koymak amacıyla, istatistiksel değerlendirmeler "Duncan çoklu testi"’ ne göre yapılmıştır (Açıkgöz, 1986).

  1. Fungisitlerin saksı koşullarındaki etkililikleri

Fungisitlerin, seçilmiş iki izolata etkililiği saksı koşullarında da araştırılmıştır. Bu amaçla saksılarda bulunan domates bitkilerinden yararlanılmış ve çalışma kontrollü koşullarda yürütülmüştür.

    Bitkilerin yetiştirilmesi

Denemelerde, tohumdan yetiştirilmiş Rio Grande çeşidi domates bitkilerinden yararlanılmıştır. Bu amaçla, Bitki Koruma Bölümü serasında hazırlanan (1/3 kum, 1/3 bahçe toprağı ve 1/3 gübre) harca tohumlar ekilmiş ve oluşan fideler 15 cm çapındaki saksılara alınmıştır. Domates bitkileri 20-30 cm boya ulaştıklarında, inokulasyonları yapılmıştır.
Tohumdan yetiştirilen domates fideleri her saksıya 3 bitki gelecek şekilde şaşırtılmışlardır. Bitkilerin yetiştirilmesi, sıcaklık ve aydınlanma açısından kontrollü iklim odalarında yapılmıştır.

  1. Fungisitlerin uygulanması ve inokulasyonu

Yukarıda da açıklandığı gibi saksı denemeleri, iklim odalarında kontrollü koşullarda yürütülmüştür. Denemeler, içerisinde üçer bitki bulunan saksılarda üç tekerrürlü olarak kurulmuştur.
Denemede, Çizelge 3.2’ de bildirilen fungisitler, uygulamada önerildikleri dozda (1/1) ve yarı dozda (1/2) el pülverizatörü ile püskürtülmüştür. Uygulamada, fungisitlerin bitkilerin her yanını kaplamasına özen gösterilmiştir. Fungisit uygulamasının yapılmasından 1 gün sonra da bitkiler, seçilmiş B. cinerea izolatları ile inokule edilmişlerdir. Bu amaçla Çizelge 3.1’ de sözü edilen izolatlardan ikisi B- 126 ve 168-K in vitro çalışma sonuçlarına göre, genelde, deneme fungisitlerine en duyarlı ve en az duyarlı oluşu dikkate alınarak seçilmiştir.
İnokulasyon, 7-10 günlük sporulasyona geçmiş kültürlerden hazırlanan spor süspansiyonu yoluyla yapılmıştır. Bu amaçla, kültürlerin bulunduğu petrilere steril saf su eklenerek pens yardımıyla koloniler parçalanmış ve sporların suya geçmesi sağlanmıştır. Yoğun sporlu su, agar kalıntılarından ve misel parçalarından ayırabilmek amacıyla çift katlı tülbent yardımıyla steril behere süzülmüş ve Thoma kan sayım lamı (hemocytometre) yardımı ile mililitredeki spor yoğunluğu mikroskop altında sayılmıştır. Sonra da, seyreltme yoluyla inokulum 105 spor/ml yoğunluğa getirilmiştir (Delen ve ark., 1988).
1 gün önce fungisit uygulanmış bitkilere, hazırlanan spor süspansiyonları el pülverizatörü yardımıyla uygulanmıştır. Gerek fungisitler ve gerekse inokulasyon her bitkiye aynı oranda olacak şekilde bitkinin tüm yüzeyine püskürtülmüşlerdir. İnokulumların bitki yüzeyine iyice yapışabilmesi ve inokulumdaki sporların penetrasyon edene kadar
bitki yüzeyinde canlılığını koruyabilmesi için spor süspansiyonu, havuç suyu + jelatin (%1 oranında) karışımı içerisinde hazırlanmış ve bitki başına 8 ml gelecek biçimde püskürtülmüştür (Delen ve ark., 1988). Püskürtmeden hemen sonra, bitkiler sulanmış ve nemlendirilmiş polietilen torbalarla örtülerek saksılar iklim odasına alınmışlardır. Bitkiler sürekli kontrol edilerek, gerektiğinde sulanmışladır.

  1. Deneme koşulları

Saksılar, inokulasyondan sonra, sıcaklığı ve aydınlaması kontrol edilebilen iklim odalarına alınmışlardır. Bitkiler, 20 ± 1 0 C’ de, 15 saat aydınlık, 9 saat karanlık koşullarda bırakılmışlardır. Değerlendirilmeler inokulasyondan sonra 10. günde yapılmıştır.

  1. Denemelerin değerlendirilmesi

Saksı denemelerinde, yapraklardaki hastalığın değerlendirilmesinde Çizelge 3.3’ de görüldüğü gibi 0-5 skalası kullanılmıştır (Anonymous, 1996).Yapılan değerlendirme sonucu elde edilen verilere, Tawsend Heuberger formülü uygulanarak yüzde hastalık oranları saptanmıştır. Fungisitlerin etkililiklerini saptamak amacıyla da, Abbott formülünden yararlanılmıştır. İzolatlara fungisitlerin etki farklılıklarını ortaya koymak amacıyla, istatiksel değerlendirmeler "Duncan çoklu testi"’ ne göre yapılmıştır (Açıkgöz, 1986).
Çizelge 3.3. Yapraklardaki hastalığın değerlendirilmesinde
kullanılan 0-5 skalası (Anonymous, 1996).


Skala

Enfeksiyon Şiddeti

Hastalık Tanımı

Değeri

 

 

0

Enfeksiyon Yok

Yaprakta lezyon yok

1

Zayıf Enfeksiyon

Yaprak alanın %5’ i enfekteli

2

Orta Enfeksiyon

Yaprak alanın %25’ i enfekteli

3

Önemli Enfeksiyon

Yaprak alanın %50’ i enfekteli

4

Çok Önemli

Enfekteli saplarda kuruma,yaprak alanın

 

Enfeksiyon

% 75 ve fazlası enfekteli

GÜNGÖR, Nurdan

Yüksek Lisans Tezi, Bitki Koruma Bölümü Eylül 2006, 79 sayfa


  1. SONUÇLAR