logo
bitkibes
biatkikor
esnaf
klntsz-gida
expert
bagclik
whatssapp
viber
messenger
telegram
tango
hongouts
imo
line
skype
azar
wechat
tictoc
face_sayfamz
twitter_sayfamiz
google_sayfamiz
youtube_kanalimiz
instagram_sayfamiz
swarm
sosmedbiz-takiptekal
disqus
linkedin_sayfamz
pinteres
snapchat_sayfamz
tumblr
foursquare_sayfamiz
ÜRETİM
üzüm
zeytink
redglob
kuru-üzüm
cilekk
kapuz
yaprak
zeytin_yagik
pekmezk
cilek-recelik
domates_salca
seftali
erik
koruk-suyuk
kavun
semiz_otu
marul
biber
ispanak
nane
sarap
k1
k2
k3

 

 

YETİŞTİRİCİLİK
yerfısıtıgı
acur
armut
avakado
ay_cicegi
ayva
badem
bakla
bamya
bezelye
brokoli
bugday
celtik
ceviz
enginar
fasulya
findik
gl
hashas
havuc
hiyar
incir
kabak
soya
kayisi
kereviz
kivi
layana
limon
mercimek
misir
muz
nar
nohut
pamuk
patates
patlican
pazi
pirasa
sarimsak
seker_pancari
sogan
kiraz
yenidunya

 

 

admin1
Ekleyen - Ahmet Can Durmuş
ad2

BİTKİ KORUMA

Bitki Korumanın Tanımı ve Kapsamı

Kültür bitkilerini ve ürünlerini hastalık ve zararlılardan korumak yada bunların oluşturacağı zararı en aza indirmek için alınan tüm önlemlere Bitki Koruma adı verilir.

Bitki Koruma, hastalık yapıcı mikroorganizmaların (patojenlerin) ve anormal çevre koşullarının oluşturduğu Hastalıklar ile hayvansal kökenli Zararlıları inceler.

Bitkilerde Hastalanma Olayı

Bitkilerde çimlenme, gelişme ve farklılaşma, topraktan su ve besin maddesi alımı, terleme, fotosentez, solunum, madde birikimi, üreme gibi fizyolojik olaylar vardır. Bu olaylar bitki sağlıklı olduğu sürece normal sınırlar içerisinde sürer gider.

Herhangi bir nedenle bu olaylar normal sınırların dışına çıkarsa, bitki hastalanır. Yaşam fonksiyonlarından bazıları bozulursa ona bağlı diğer fonksiyonlarda da bozulma kaçınılmaz olur. Örneğin, kökler topraktan su alamazsa, bitkide besin maddesi alımı, fotosentez, madde birikimi, gelişme ve farklılaşma gibi yaşam olayları bozulur.

Fizyolojik olaylardaki bozukluk bazı durumlarda kısa sürer.Buna geçici hastalanma diyoruz. Bazı durumlarda da bitkinin ölümüne kadar sürer. Buna da sürekli hastalanma diyoruz. Geçici hastalanma için en güzel örnek, yazın sıcak günlerde gördüğümüz solgunluktur. Bitki aşırı terlemeyle su kaybeder. Kökler bu su kaybını bir türlü dengeleyemez. Bitkide su dengesi bozulur. Ortaya çıkan görüntü solgunluktur. Ancak bu solgunluk koşullar normale döndüğünde kaybolur. Bu nedenle geçici hastalanmanın çevre koşullarından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Bitki için tehlikeli olanı sürekli hastalanmadır. Toprakta, bitkinin kökleri aracılığıyla iletim borularına giren ve bu boruların iletim işlevini bozarak sürekli solgunluğa neden olan patojenler vardır. Patojenlerin oluşturdukları solgunluk süreklidir. Diğer bir deyişle , sürekli hastalanma patojenlerden kaynaklanır.

Bu açıklamalardan sonra , hastalanmayı şu şekilde tanımlayabiliriz: Hastalanma, normal sınırlar içerisinde süregelen fizyolojik olayların bitkiye zarar verecek düzeyde ve sürede bozulmasıdır.

Bitki Sağlığını Bozan Olaylar

Bitkileri birçok şey rahatsız eder. Bitki sağlığını bozabilecek olayları, bitkinin farklı dönem ve organlarını dikkate alarak şöyle sıralayabiliriz:

1. Tohum ve Fidede
A. Tohum çıkışı zayıfsa;
1. Sıcaklık ve nem normal
a. Tohum eski olabilir,
b. Derin ekim yapılmış olabilir,
c. Yüzeysel ekim yapılmış ve tohum kuruda kalmış olabilir,
d. Toprak tohumu çok sıkmış olabilir,
e. Tohuma çok yakın aşırı gübreleme yapılmış olabilir,
f. Tohumu, patojen mikroorganizma çürütmüş olabilir.

2. Sıcaklık ve nem normal değil
a. Aşırı kuraklık nedeniyle tohum çıkışı zayıftır,
b. Aşırı nemlilik nedeniyle tohum çıkışı zayıftır,
c. Aşırı sıcaklık nedeniyle tohum çıkışı zayıftır,
d. Aşırı soğukluk nedeniyle tohum çıkışı zayıftır,
e. Tohumu patojen mikroorganizma çürütmüş olabilir.


B. Tohum çıkışı iyi ancak gelişme zayıfsa;
1. Fideler normal fakat gelişme yok
a. Işık yetersiz olabilir,
b. Gübreleme yetersiz olabilir,
c. Aşırı soğuk vardır.

2. Fideler bükülmüş ve eğri büğrü görünümde
a. Kırmızı örümcek zararı olabilir,
b. Toprakta herbisit(=yabancı ot öldürücü ilaç) bulunabilir.

3. Fidelerin yaprak uçları yanmış görünümde
a. Aşırı gübreleme yapılmış olabilir,
b. Kullanılan pestisit zarar yapmış olabilir.

4. Fideler toprak yüzeyinde kuruyor
a. Patojen m.o. dan funguslar, çökerten hastalığına neden olmuştur.

2. Bitkide
A. Yapraklarda
1. Bitkide genel bir sararma
a. Gelişme geriliği,
b. Yüksek sıcaklık,
c. Aşırı veya yetersiz ışık koşulları,
d. Saksının küçüklüğü,
2. Genç yapraklar sarı
a. Yetersiz ışık koşulları,
b. Demir veya manganez noksanlığı,
c. Aşırı gübreleme,

3. Yaşlı yapraklar sarı
a. Azot, magnezyum veya potasyum (ana elementler) noksanlığı,
b. Aşırı sulama,
c. Yaprakların doğal yaşlanması,
d. Saksının küçüklüğü,
e. Kök çürüklüğü,

4. Yapraklarda sarı lekeler (geniş yapraklı bitkilerde yuvarlak, ince-uzun yapraklı bitkilerde uzunlamasına lekeler)
a. Fungal, bakteriyel veya virüs enfeksiyonları,
b. Pestisit zararı,

5. Sarı düzensiz lekeler veya benekler
a. Trips zararı,
b. Hava kirliliği,
c. Pestisit zararı,
d. Soğuk su zararı,

6. Açık ve koyu yeşil mozaik lekeler
a. Virüs enfeksiyonu,
b. Yüksek sıcaklık zararı,
c. Pestisit zararı,
d. Makro element (N,P,K,Ca,Mg,S,Fe) eksikliği

7. Anormal renkli yapraklar
a. Virüs enfeksiyonu,
b. Küçük doku alanlarında mutasyon,
c. Besin maddesi noksanlığı (yapraklarda kızarma veya bmorarma)

8. Yapraklar çok koyu yeşil, suda ıslanmış gibi, sarkık görünümlü
a. Soğuk zararı,
b. Mekanik zarar (ezilme),
c. Bakteriyel enfeksiyon,

9. Yaprak uçları ve kenarları ölü
a. Aşırı gübreleme,
b. Su altında kalma,
c. Pestisit zararı,
d. Vasküler solgunluk hastalığı

10. Yapraklar çok küçük
a. Yetersiz ışık koşulları (petioller uzun veya yukarı doğru,boğum araları uzun)
b. Aşırı veya yetersiz gübreleme,
c. Düşük nem koşulları,
d. Kök çürüklüğü,

11. Yapraklar çok gevrek
a. Mikro besin maddesi (Mn,Zn,Mo,B,Cu,Cl) eksikliği,
b. Kırmızı örümcek zararı,

12. Yaprakların dökülmesi
a. Aşırı gübreleme,
b. Aşırı sulama,
c. Yetersiz ışık koşullarına bitkinin uyum gösterememesi,
d. Soğuk zararı,
e. Pestisit zararı,
f. Yetersiz ışık koşullarının uzun sürmesi,
g. Etilenin etkisinde kalma,
h. Kök çürüklüğü,
i. Bitkilerin doğal yaşam döngüsü (kauçuk bitkisi-Ficus benjamin- yılın belli zamanlarında yapraklarını döker)

13. Yapraklar solmuş
a. Aşırı sulama (toprak su içerisinde, toprak yüzeyinde alg gelişimi),
b. Su altında kalma (saksı kenarından akan toprak),
c. Aşırı gübreleme,
d. Kök çürüklüğü,
e. Gövde çürüklüğü,
f. Düşük neme bitkinin uyum sağlayamaması,
g. Soğuk zararı (yapraklar kararmış ve ölmüş),
h. Saksının bitkiye küçük gelmesi,

14. Yaprakların yüzeyinde beyaz tozlu gelişme
a. Külleme hastalığı,

15. Genel olarak yaprak yüzeyinde yamalar şeklinde siyah gelişme
a. Siyah küf (fumajin=afit ve kabuklu bit aktivitesi),

16. Yaprak yüzeyinde yapışkanımsı madde
a. Böceklerin salgıladığı madde,
b. Bitkinin doğal salgısı (yapışkanımsı madde bitkinin tüm yapraklarında aynı anda görülüyorsa)

17. Yapraklar buruşuk
a. Bitkinin doğal yapısı,
b. Virüs enfeksiyonu,
c. Böcek zararı,

3. Gövdede
1. Gövde uçları çok küçük
a. Besin maddesi eksikliği,
b. Kırmızı örümcek zararı,
c. Herbisit zararı,

2. Çok fazla sayıda gövde ucu
a. Virüs veya fitoplazma enfeksiyonu,
b. Herbisit zararı,

3. Çok az sayıda gövde
a. Işık yetersizliği,

4. Kök boğazında çürüklük
a. Fungal veya bakteriyel hastalık,
b. Aşırı sulama,

5. Gövde çürüklüğü
a. Fungal veya bakteriyel hastalık,
b. Güneş yanıklığı,

6. Gövde uçları ölü
a. Uçlarda fungal enfeksiyon,
b. Aşırı gübreleme,
c. Kök çürüklüğü,
d. Böcek zararı,
e. Pestisit zararı,

7. Kök boğazında gövde anormal şişmiş ve tümör oluşmuş
a. Kök-ur bakterisi enfeksiyonu,

8. Kök boğazında anormal ‘karnabahar’ gelişimli gövde
a. Bakteriyel fasiasyon enfeksiyonu

4. Tüm bitkide
1. Çok yavaş gelişme
a. Yetersiz ışık koşulları,
b. Saksı toprağı çok sıkışık,
c. Yetersiz gübreleme veya sulama programı,
d. Kök çürüklüğü,

5. Köklerde
1. Kök yok
a. Çelikler uygun şekilde köklendirilmemiştir (hormon kullanılmamış veya bitkinin köklenmesi güçtür,

2. Kökler toprak yüzeyine çok yakın
a. Bitkinin çok sıcak bir yüzeyde yetiştirilmesi (TV üzeri, kalorifer üzeri),
b. Toprağın çok ıslak tutulması,
c. Toprağın çok sıkı olması,
d. Sadece toprağın üst tabakasına yetecek kadar su verilmesi,
e. Sulama sırasında toprağın sürüklenip uzaklaşması,

3. Kökler koyu renkli, yumuşak
a. Aşırı sulama,
b. Aşırı gübreleme,
c. Fungus veya bakterilerden kaynaklanan kök çürüklüğü,
d. Nematod zararı,

4. Kökler şişmiş veya ur oluşmuş
a. Çoğu bitkilerde normal gelişme,
b. Kök-ur nematodu enfeksiyonu

Hastalık Etmenleri

Bitki sağlığını bozan yukarıda sıralanan tüm olayları iki grupta toplayabiliriz:

1. Cansız hastalık etkenleri (abiotik hastalıklar, fizyolojik hastalıklar);
Uygun olmayan çevre koşullarından kaynaklanan hastalıklardır. Bulaşıcı özellikte
değillerdir.

2. Canlı hastalık etmenleri (biotik hastalıklar, bulaşıcı hastalıklar);
Hastalık oluşturan mikroorganizmalara patojen adı verilir. Bu grup hastalıklar
patojenler tarafından oluşturulur. Bunlar; funguslar, bakteriler, virüsler, viroidler,
fitoplasmalar, zorunlu vasküler bakteriler L-form bakteriler ve spiroplasmalardır.

Abiotik Hastalıklar (Cansız hastalık etkenleri)

Abiyotik hastalıklar, bir veya birden fazla faktör arasında uzun süren ilişki sonucu ortaya çıkar. Bu faktörler:

• Bitkinin kök gelişimi için yer bulamaması,
• Kronik(yavaş) yada akut(ani) düzeyde hava veya su kirleticilerinin varlığı,
• Nem, ışık, toprak pH’sı,
• Besin maddelerinin eksikliği veya fazlalığı

Abiotik hastalıkların çoğu, bitkilerin büyük bir kısmında aşağıdaki belirtilere neden olurlar:

• Solgunluk,
• Sararma,
• Normalden daha küçük yapraklar,
• Gelişmenin yavaşlaması,
• Dal ölümü,
• Normalden daha bol tohum üretimi.

1. Kök gelişmesinin engellenmesi

Bitkiler köklerinin gelişmesi için boşluğa gereksinir. Kökler olgunlaştıkça hücre duvarları kalınlaşır, suberinleşir ve liğninleşir. Böylece toprakta bulunan böceklerin, fungusların, bakterilerin, nematodların ve diğer organizmaların saldırısına karşı dayanıklı duruma gelir.

Su ve besin maddeleri köklerin genç kısımları ile alınır. Bitkinin kök gelişimi engellenirse yeni kök uçları oluşmaz. Bitkinin gelişmesi yavaşlar.

Normal olarak daha büyük boyuta ulaşan bitkiler, kökleri gelişemezse, su stresine girer. ‘Kuraklık’ stresi çeken bitkiler ise kök çürüklüklerine, kanserlere ve dallarda geriye doğru ölümlere daha kolay yakalanırlar.

2. Nemin azlığı veya çokluğu

Bitkiler gelişmek için yeterli neme gereksinirler. Ancak bitkilere bu nemi sağlamak amacıyla, kökleri boğarcasına sulama yapılmamalıdır. Bitkinin kök bölgesinde toprağın sıkışması, toprakta hava boşluğunu azaltır. Toprağın su tutma kapasitesi düşer. Toprakta istenen hava/su dengesi bozulur.

Toprakta gereğinden fazla suyun bulunması, oksijen miktarını bitki için zararlı derecede azaltır. Toprakta havanın az, suyun çok olması bitkide kök çürüklükleri için uygun ortam yaratır. Birçok kök çürüklüğü patojeni nemli ve havasız topraklarda daha etkilidir.

Havasız topraklara ekilen tohumlar çimlenemeyip çürürler. Çimlenenler de cılız gelişir.

Oksijen azlığı toprakta anaerob gelişmeyi kamçılar. Bu koşullarda anaerob m.o.lar iyi gelişir. Bunlar köklere toksik etki yapan zehirli bileşikler ve gazlar (amonyak, kükürtlü hidrojen, CO2 v.d.) çıkararak kökleri çürütürler.

Toprağın uzun süre susuz kalması ise, başlangıçta solgunluk şeklinde belirti gösterir. Daha sonra solgunluğu sararma ve körpe kısımların kuruması izler. Bitkiler susuz koşullarda topraktan yeterli miktarda besin maddesi alamazlar, normal beslenemez ve gelişemezler.

3. Besin maddesinin azlığı, çokluğu veya dengesizliği

Bitkiler gelişebilmek için yeterli miktarlarda azot (N), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg) ver diğer birçok besin maddesine gereksinirler. Ancak bunların aşırı miktarları bitkilere toksik olur. Besin maddeleri arasında da bir denge olmalıdır. Bazı elementler arasında dengesizlik olduğunda (Ca/Mg gibi) bitki seçici olarak birini alır, diğerini almaz. Bitkide alınmayan besin maddesinin eksikliği ortaya çıkar.

Besin maddelerinin eksikliği ve fazlalığında ortaya çıkan belirtiler, bitki türlerine göre farklılık gösterir.

Bitkilerin gelişmesi için mutlak gerekli olan elementler azot (N), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg), kalsiyum (Ca), demir (Fe), kükürt (S), manganez (Mn), bor (B), çinko (Zn), molibden (Mo), karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), bakır (Cu) ve klor (Cl)’dur. Bunlardan bitkiler için fazla miktarda gerekenler ‘makro element’(N, P, K, Mg, Ca, Fe, S, Mn), çok az miktarda gerekenler de ‘mikroelement’ (B, Zn, Mo, Cu, Cl) adını alır. Bunlardan C, H ve O havadan ve kimyasal maddelere bağlı olarak topraktan alınır.

Bitkiler için mutlak gerekli olan elementlerden fazla miktarda kullanılanlar, yetiştiriciler tarafından belli aralıklarla toprağa gübre olarak verilir.

Verilen bir elementin toprakta bağlanıp bağlanmayacağını veya bitkiye yararlı olup olmayacağını belirlemede toprak pH’sı çok önemli rol oynar. Toprak pH’sı çok yüksek veya çok düşük olursa, bazı elementler yararsız, bazı elementler de toksik olur.

Besin maddelerinden kaynaklanan sorunları doğru saptayabilmek için, yaprak ve toprak örnekleri alınarak analiz ettirilmelidir.

Buraya kadar anlatılanlardan, besin maddeleriyle ilişkili bitki sağlığını olumsuz etkileyen koşulları üç noktada toplayabiliriz:
• Besin maddelerinin gereğinden az veya çok olması,
• Besin maddelerinin dengede olmaması,
• Besin maddelerinin topraktan alımını güçleştirecek faktörlerin bulunması.

4. Sıcaklığın/ışığın azlığı ve çokluğu

Işık ve sıcaklığın etkilerini birbirinden ayırt etmek güçtür. Çok yüksek ışık yoğunluğu olan yörelerde yetiştirilen bitkiler, aynı zamanda yüksek sıcaklık koşullarıyla karşı karşıyadır.

Hem yüksek ışık yoğunluğu, hem de yüksek sıcaklık bitkilerde şu belirtilere yol açabilir:

• Yapraklarda klorofil parçalanabilir,
• Yaprak kenarlarında doku ölümleri veya damarlar arasındaki alanlarda ölümler görülebilir,
• İnce kabuklu ağaçlarda, yeni şaşırtılan veya yeni budanan ağaçlarda kabuk altındaki kambiyum haşlanabilir. Bunun sonucu odun dokusu ölür ve kurur. Kabuk çatlayıp açılır. Bu noktalardan kansere neden olan funguslar girebilir. Dallarda geriye doğru ölüm ortaya çıkar.

Düşük sıcaklığın etkisi ise karşımıza ‘don olayları’ olarak çıkar. Bitkilerde düşük sıcaklığın en önemli etkisi donmadır. Bitki gövdeleri kışın ışığı düzensiz absorbe eder. Bu olay bitkide suyun düzensiz çözünmesine neden olur. Gövdedeki sıcaklık aniden düşerse, suyun hızlı donması ve genişlemesi bitki gövdelerinin kabuklarını çatlatır. Bu çatlaklardan gövdeyi çürüten ve kansere neden olan funguslar girebilir. Kabuk çatlamasa bile, gövdenin zarar görmesi şu belirtilere yol açar:
• dal ölümleri,
• tomurcuk açmasının gecikmesi
• çiçeğin oluşmaması.

Geç sonbahar donları genellikle genç yaprak ve çiçekleri öldürür. Sulu dokular kahverengileşir. Doku ölümleri kısa sürede ortaya çıkar. Doku ölümü dondan kaynaklanıyorsa, koşulların değişmesiyle doku ölümleri durur, devam etmez.

Fitotoksisite

Bitkilere değişik amaçlarla kimyasal maddeler uygulanır. Bu amaçları şu şekilde sıralayabiliriz:

• Hastalık ve zararlılardan korumak,
• Gübrelemek,
• Bitki gelişmesini düzenlemek.

Bitkilere uygulanan kimyasalların, bitkilerde oluşturduğu zarara fitotoksisite diyoruz. Fitotoksisite şu durumlarda ortaya çıkabilir:

• Kimyasal, olumsuz çevre koşullarında bitkiye uygulandığında,
• Kimyasal, uygun olmayan şekilde uygulandığında,
• Kimyasal, hedef bitkiden çevredeki duyarlı bitkilere uygulama sırasında sürüklendiğinde,
• Toprakta veya bitkide sürekli kalıntı biriktiğinde.
Bitkilerde fitotoksisitenin belirtileri şunlardır:

• Zayıf çimlenme,
• Fidelerin ölümü,
• Hızlı gelişen sulu dokuların ölümü,
• Bodur kalma veya bitki gelişmesinin gecikmesi,
• Şekilsiz bitkiler, meyveler veya yapraklar,
• Yaprakların veya meyvelerin bronzlaşması,
• Yapraklarda sararma, ölü lekeler veya benekler,
• Yaprak uçlarının veya yaprak kenarlarının sararması veya ölmesi,
• Yaprakların damarları arasındaki alanların sararması veya ölmesi.

Fitotoksisite ile ilgili diğer ipuçları olarak şunlar belirtilebilir:

• Belirtiler, bitki patojenleriyle ilgili değildir,
• Zarar görmüş yaprak dokusu keskin şekilde belirgindir. Ölü alanlardan sağlıklı alanlara geçerken renk değişimi yoktur,
• Ölü lekeler homojen renktedir. Yapraktan tamamen ayrılabilir.
• Zarar kısa sürede ortaya çıkar. Bitkiden bitkiye yayılmaz.
• Sadece belirli yaştaki dokular zarar görebilir. Örneğin sadece genç yapraklar.
• Zarar, daha çok sıra başlarındaki bitkilerde görülür.

 

Fitotoksisiteyi Etkileyen Faktörler

1. Kimyasal

Belirli bitkiler, belirli kimyasallara çok duyarlıdır. Bu nedenle, kimyasalın etiketinde, kimyasalın uygulanacağı bitkinin adının bulunup bulunmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Bazı kimyasallar kalıcıdır. Tekrarlanan uygulamalar, kimyasalın birikimine yol açar. Bu birikim bitkide toksik etki yapar.

2. Formülasyon

Genellikle toz ve ıslanabilir toz (WP) ilaçlar, emülsiyon konsantre (EC) ilaçlardan daha az fitotoksiktir.

3. Yayıcı ve yapıştırıcılar

Kimyasalın bitkiden akıp gitmesini önlemek ve bitki yüzeyinde yayılmasını sağlamak amacıyla kimyasala eklenen katkı maddeleri zarar verebilir.

4. Konsantrasyon

Kimyasalın, etiketinde belirtilen konsantrasyonlardan daha yüksek konsantrasyonlarda kullanılması veya etiket önerisinden daha sık aralıklarla kullanılması bitkinin zarar görmesine neden olabilir.

5. Uygulama yöntemi

Kimyasal etiketinde önerilen yöntemle kullanılmalıdır. Uygulama tüm bitkilere eşit yapılmalıdır. Yüksek basınçla kimyasalın püskürtülmesi duyarlı dokulara zarar verebilir.

6. Uygulama koşulları

İlaçlamalar sırasında ve sonrasında sıcaklıklar normal olmalıdır. Yüksek sıcaklıklarda uygulanan klorlu hidrokarbon ve kükürtlü ilaçlar toksik etki yapar. Düşük sıcaklıklarda uygulanan yağ, karbamat ve organik fosforlu ilaçlar toksik etki yapar.

7. Nem veya bitki ıslaklığı

Uygulama sırasında yaprağın ıslak olması veya ilaçlamadan sonra yaprağın uzun süre ıslak kalması zarar görmesine neden olabilir.

8. Bitkilerin gelişme dönemi

Fideler ve hızlı gelişen sulu bitkiler genellikle ilaçlara duyarlıdır.

9. Uyuşmayan kimyasalların karıştırılması

İki kimyasalın karışım şeklinde uygulanması veya birinci kimyasalın kullanılmasından kısa bir süre sonra ikinci kimyasalın kullanılması durumunda, kimyasallar arasında uyuşmazlık varsa, bitkiler zarar görebilir.

Karıştırılması istenen kimyasalların etiketleri iyice okunmalı ve yazılı önerilere uyulmalıdır. Mevcut karışım tablolarından ön bilgi edinilmelidir. Genel olarak aynı formülasyonlu kimyasallar birbiriyle karıştırılmalıdır. Eğer farklı formülasyonlu kimyasallar karıştırılacaksa karıştırma işlemi önce suda ıslanabilir toz (WP) formülasyonlar, sonra sırasıyla akıcı konsantre (SC), suda çözünen toz (SP), emülsiyon konsantre (EC) formülasyonlar eklenmelidir.

Karıştırılacak kimyasallar ile ilgili bir tereddüt varsa şöyle bir ön test yapılabilir:
Bir cam kavanoza ½ litre su konduktan sonra karıştırılması istenen iki kimyasalın uygulanacak dozdaki miktarı yukarıdaki formülasyon sırasına göre tek tek katılarak iyice karıştırılır. Bir saat bekledikten sonra yağ parçacıklarının veya damlacıklarının oluşması, katı parçacıkların oluşması, dipte tortu oluşması iki kimyasalın karıştırılmasının sakıncalı olabileceğini gösterir.

Aşırı Gübreleme

Bitkilerin aşırı gübrelenmesi, toprakta yüksek konsantrasyonlarda eriyebilir tuzların birikimine neden olur. Bu tuzlar suyun köklere akışını zayıflatarak köklere doğrudan zarar verir. Dolaylı olarak ta bitkileri kök hastalıklarına duyarlı hale getirir. Böyle bitkiler çökerten hastalığına daha kolay yakalanır.

Aşırı gübrelemenin belirtileri şunlardır:

• Toprak yüzeyinde gübre tabakası oluşması,
• Alt yapraklarda sararma ve solma,
• Yaprak uçları ve kenarlarında kahverengileşme,
• Kahverengileşmiş veya siyahlaşmış güçsüz kökler,
• Yaprak dökümü,
• Çok yavaş gelişme veya hiç gelişememe,
• Fidelerin ölümü.

Sorunun kaynağını şunlar oluşturur:

• Bir defada verilen aşırı miktarda eriyebilir gübre,
• Eriyebilir gübrenin azar azar birçok kez uygulanması,
• Yavaş eriyen gübrelerin aşırı miktarda kullanılması,
• Yavaş eriyen gübrelerin eriyebilir gübrelerle karışım şeklinde kullanılması,
• Ortamın zayıf drenajı,
• Toprağa aşırı buhar uygulanması (çok sıcak ve çok uzun). Buhar uygulaması 30 dakikayı aşmamalı, toprak sıcaklığı 100 Co yi geçmemelidir. Aksi halde amonyum nitrit ve manganez iyonları toksisitesi meydana gelir.
• Bitkilerin nemli koşullarda yetiştirilmesi, kullanılan gübrelerin çok kuru olması,

Biotik Hastalıklar (Canlı hastalık etmenleri)

Bitkilerde hastalık oluşturan mikroorganizmalara patojen denir. Patojenlerin neden olduğu hastalıklara bulaşıcı hastalıklar diyoruz. Bulaşıcı hastalıklara neden olan patojenler :
• Funguslar,
• Bakteriler,
• Virüsler,
• Viroidler,
• Fitoplasmalar’dır.

Bunlar içerisinde funguslar, bakteriler ve virüsler en yaygın hastalık oluşturan patojenlerdir.

Bulaşıcı Hastalıkların Koşulları

Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasında başlıca üç öğe vardır:
1. Patojen (Hastalığı başlatan etken)
Patojen mikroorganizmaların hastalandırma yeteneğine virulens diyoruz. Her patojenin virulensi birbirinden farklıdır. Virulensi yüksek olan patojenler şiddetli hastalık , düşük olan patojenler ise daha az şiddette hastalık oluşturur.
2. Konukçu bitki yapısı:
Konukçu bitki yapısı iki şekilde ortaya çıkar. Birincisi dayanıklılık, ikincisi de
duyarlılık. Dayanıklılık bitkinin belirli bir hastalığa karşı direnç
göstermesidir. Bu direnç hastalığa hiç yakalanmama şeklinde ortaya çıkıyorsa
buna bağışıklık (immunite) denir. Duyarlılık ise, konukçu bitkinin
hastalanmaya yatkın olmasını anlatır. Hastalığa yatkınlık bakımından bitkiler
aynı davranışı göstermezler. Bazıları çok, bazıları daha az hastalanırlar.
3. Çevre koşulları:
Bitkinin hastalanmasında çok önemli bir etkendir. Yalnız bitkiyi etkilemekle kalmaz, patojen mikroorganizmayı da etkiler. Çevre faktörleri, bitkinin içinde yaşadığı toprak ve atmosferdeki olaylardır. Çevre koşulları uygun olmadığı sürece patojen , bitki duyarlı olsa bile hastalık oluşturamaz ya da çok önemsiz şiddette hastalık oluşturabilir.

Bulaşıcı Hastalıkların Dönemleri

Hastalanma için koşullar uygun olduğunda, hastalanan bitkide belirtilerin ortaya çıkışına kadar geçen olaylar dizisini beş dönemde inceleyebiliriz:
1. Bulaşma (inokulasyon),
2. Dokuya giriş (Penetrasyon),
3. Hastalandırma (Enfeksiyon),
4. Kuluçka (İnkubasyon),
5. Üreme (Sporulasyon)

1. Bulaşma (İnokulasyon) Dönemi:
Bulaşma hastalığın başlaması için ön koşuldur. Bu dönemde patojen bitki ile temas eder. Patojenin bitki ile temasını sağlayan organa inokulum denir. İnokulum patojenlere göre farklılık gösterir.
Virüs hastalıklarında; inokulum virüs partikülünün kendisidir.
Bakteriyel hastalıklarda; inokulum bakteri hücreleridir.
Fungal hastalıklarda; inokulum farklı farklıdır. Çoğu kez spor, bazen misel, dinlenen misel bazen de vejetatif bir hücre bulaşmayı gerçekleştirir.

2. Dokuya Giriş (Penetrasyon) Dönemi:
Bu dönemde patojen bitkiye giriş yapar. Patojenler bitki dokusuna belirli noktalardan girerler.
Virüsler; dokuda açılmış taze bir yaradan girer.
Bakteriler; yaralardan ve doğal açıklıklardan (stoma,lentisel vb.) girer.
Funguslar; doğrudan (fiziksel yada kimyasal güçle), doğal açıklıklardan ve yaralardan girer.

Penetrasyonun gerçekleşme koşulları:

Penetrasyonun gerçekleşmesi için iki önemli koşul vardır:
• Yüksek nem (bazıları için su damlası)
• Yeterli sıcaklık (çoğu kez ılık hava koşulları)

3. Hastalandırma (Enfeksiyon ) Dönemi:
Patojenin bitki dokusu içinde yayılıp etkisini gösterdiği dönemdir. Bu dönemde patojen bitki hücrelerindeki besin maddelerini parçalayıp emer. Salgıladığı toksinlerle dokuyu çökertir ve enzimlerle metabolizmayı bozar.

4. Kuluçka (İnkubasyon) Dönemi:
Bulaşma döneminden, ilk hastalık belirtilerinin görüldüğü zamana kadar geçen süreye kuluçka süresi denir. Bu dönemde patojen konukçu bünyesinde gelişir ve yayılır. Kuluçka süresini iki faktör etkiler:
• Patojenin genetik özelliği,
• Çevre koşulları (özellikle sıcaklık: optimum sıcaklıkta en kısadır. Sıcaklık düştükçe uzar)

5. Üreme (Sporulasyon) Dönemi
Patojenin hastalık belirtilerinin çevresinde üreme organlarını oluşturduğu dönemdir. Sporulasyonun tekrarlanma sıklığını da iki faktör belirler:
• Patojenin genetik özelliği,
• Çevre koşulları.

Belirtilerin çevresinde üreme organı oluşturup oluşturmama özelliği patojenden patojene değişir.

Funguslar; belirtilerin çevresinde sporlar, spor taşıyıcıları ve spor yuvaları oluşturur.
Bakteriler; üreme organı oluşturmazlar. Nemli havalarda belirtilerden damlalar halinde sızarlar.
Virüsler; üreme organı oluşturmazlar. Sadece belirti gösterirler.

Bulaşıcı hastalıkların kaynakları

Hastalıklar nerede başlar? Bu soruya yanıt verebilirsek, patojenleri kaynağında yok ederek bulaşıcı hastalıkları önleyebiliriz. Kültür bitkilerinde yaygın sorun yaratan patojenlerin önemli kaynakları şunlardır:

1. Bulaşık toprak

Birçok bitki patojeni toprakta bulunur. Funguslardan Pythium, Phytophthora, Fusarium ve Rhizoctonia, bakterilerden Agrobacterium (kök ur bakterisi) ve çoğu nematodlar toprakta bulunur.
Bitkiler bu patojenleri içeren topraklara dikildiklerinde, patojenler bitki köklerinden sızan besin maddeleriyle uyarılarak aktif hale geçerler. Bunun sonucu patojenler hastalığı başlatır. Bu nedenle toprak patojenlerden arındırıldıktan sonra ekim-dikim yapılmalıdır.

2. Önceki ürünlerden kalan bitki kalıntıları

Bitki patojenlerinin çoğu, yaşam döngülerinin bir bölümünü dinlenerek geçirir. Bu dinlenme dönemi genellikle patojen için uygun olmayan koşulları içeren dönemi kapsar. Patojen bu dönemde dormant (uyku) durumdadır.

Bazı patojenler, hastalandırdıkları bitkilerin yapraklarında, gövdelerinde ve köklerinde dormant döneme girerler. Koşullar uygun olduğunda tekrar aktif hale geçerler. Örneğin, bakterilerden Erwinia, funguslardan Botrytis ve Pythium, yaprak nematodları (Aphelenchoides) ve tütün mozaik virüsü bitki artıklarında aylarca canlılıklarını sürdürürler. Hastalıklı bitki artıkları, yeni dikilen bitkilerle temas ettiklerinde hastalık başlatır.

3. Tüm yıl yetişen bitkiler

Bazı patojenler, sadece canlı bitkiler üzerinde yaşamlarını sürdürürler. Bu tür patojenlere obligat(zorunlu) patojenler diyoruz. Örneğin virüsler, ‘mildiyö’ ve ‘külleme’ hastalıklarına neden olan funguslar sadece canlı bitkiler üzerinde yaşarlar. Yine funguslardan ‘pas’ hastalığına neden olanlar, üzerinde yaşadıkları canlı bitkilerden ‘ara konukçu’ dediğimiz diğer canlı bitkilere geçerler. Ara konukçuya geçiş yapamazlarsa yaşam döngülerini tamamlayamazlar. Birkaç hafta içinde ölürler.

Külleme fungusları bitkiler üzerinde salgın (epidemi) yapıncaya kadar dikkati çekmeksizin kalır.

Kurşuni küf fungusu (Botrytis) bitkilerin dal diplerinde, solan yapraklar üzerinde ve çiçekler üzerinde bulunabilir.

Işık, nem ve sıcaklık koşulları bu patojenlerin lehine döndüğünde hastalık hızla yayılır.

Bu nedenle tüm yıl yetiştirilebilen bitkiler, patojenlere barınak oluştururlar. Bu bitkiler aynı zamanda, hastalıkları sağlıklı bitkilere bulaştıran trips, beyaz sinek ve yaprak biti (afit) gibi zararlılara da barınak olurlar.

4. Vejetatif olarak çoğaltılan bitkiler

Hastalıklı bitkilerden alınan çelikler de hastalık taşır. Bakteriyel yanıklık, Fusarium Solgunluğu ve Verticillium Solgunluğu gibi iletim demeti hastalıkları; domates lekeli solgunluk virüsü ve domates halkalı leke virüsü hastalıkları; yaprak nematodları bu bitkilerden alınan çeliklerde de bulunur.

Bu nedenle çelik alınacak bitkilerdeki hastalıklar ve böcekler tam olarak kontrol edilmelidir.

5. Su
Su ile taşınabilen ana patojen Pythium fungusudur. Bu fungus çökerten hastalığına, kök ve gövde çürümelerine ve çeliklerde çürümelere neden olur. Göl, gölet ve akarsu gibi yüzey sularının dibindeki milde Pythium bulunur. Bu nedenle sulama sistemine, sulama kaynaklarının dibindeki tortuyu (mili) vermekten kaçınılmalıdır.

6. Hava

Funguslar (Külleme, Kurşuni Küf, Pas, Alternaria Yaprak Leke fungusları ve diğer funguslar), hastalandırdıkları bitkilerin üzerlerinde sporlar oluştururlar. Bu sporlar, bitkiden bitkiye hava akımlarıyla taşınabilir.

Yabancıotlar üzerinde de çok sayıda spor bulunabilir. Bu nedenle patojen kaynağı olan bitkileri yok etmek önemlidir. Buna rağmen, soluduğumuz hava hastalığa neden olan bazı patojenleri taşıyabilir.

Yabancıotları yok etmek için kullanılacak herbisitler dikkatli kullanılmalıdır. Herbisit buharları hava akımlarıyla diğer bitkilere ulaşırsa bitkiler zarar görebilir.

Hasta Bitkide Meydana Gelen Yapısal Değişiklikler

Hasta bitkide gözle fark edilebilen yapısal değişikliklere hastalık belirtileri (simptom) adı verilir. Yapısal değişiklikler üçe ayrılır:
• Doku ve organlarda ölümler (nekrosis),
• Renk değişiklikleri,
• Şekil bozuklukları (deformasyonlar)

1. Doku ve Organlarda Ölümler (Nekrozis)
Hücre ve dokuların ölümüne nekroz denir. Hücrenin ölümünü patojenlerin salgıladığı enzim ve toksinler gerçekleştirir. Toksinler bitki hücresinde iki yolla ölüm meydana getirir:
• Sitoplazma zarının seçici geçirgen yapısını bozarak,
• Protoplazmadaki proteinleri parçalayarak yada enzim sistemini bozarak

Bitkilerde görülen nekrozis olayları:
a. Çimlenme ve Fide Döneminde Nekrozis (Çökerten); Bir grup toprak fungusu neden olur. Bu funguslar, tek yıllık birçok bitki türünde çimlenmeden hemen sonra, daha toprak yüzüne çıkmadan (çıkış öncesi çökerteni) yada çıktıktan sonra (çıkış sonrası çökerteni) kök ve kök boğazına saldırır. Çıkış öncesi çökerteninde bitki toprak yüzeyine çıkamadığı için boşluklar oluşur. Çıkış sonrası çökerteninde ise çıkan bitkiler toprak yüzeyine devrilir.
b. Lokal Lekeler; Toprak üstü organlarında her hastalık için sınırları belirgin değişen şekil, irilik ve renkte oluşur.
c. Yanıklıklar; Toprak üstü organlarında kısa sürede hızla ilerleyip büyüyen ve lekelerden farklı olarak sınırları belli olmayan nekrozlardır.
d. Yaralar; Özellikle dal ve sürgünlerin kabuk tabakalarında ortaya çıkan çöküntü, ezilme, yarılma, parçalanma şeklinde meydana gelen ölü alanlardır.
e. Çürüklükler; Taze sebze ve meyvelerde çoğu zaman olgunluğa yakın yada olgunluk döneminde bahçede başlayıp depoda devam eden parankimatik doku bozulmalarıdır.
f. Solgunluk; Bitki terlemeyle kaybettiği suyu kökleri aracılığıyla toraktan alamazsa, bitkide su dengesi bozulur. Bunun sonucu ortaya çıkan tablo pörsümedir. Solgun bitkinin hücrelerinde yeteri kadar su yoktur. Solan yapraklar bir süre sonra kurur ve dökülürler.
Solgunluk, süreklilik durumuna ve solgunluk nedenine bağlı olarak ikiye ayrılır:
• Geçici solgunluk (fizyolojik solgunluk); Solgunluk nedeni çevre koşullarından kaynaklanır. Çevre koşulları normale döndüğünde solgunluk ortadan kalkar. Fizyolojik solgunluğun başlıca üç nedeni vardır:
- Toprakta yeteri kadar suyun bulunmaması,
- Yazı aşırı sıcak günlerde görülen hızlı terleme nedeniyle su dengesinin bozulması,
- Köklerin su alımının herhangi bir nedenle engellenmesi ( aşırı soğuk ve sıcak toprak koşulları, toprakta toksik düzeyde asit yada tuzun bulunması)
• Sürekli solgunluk (patojenik solgunluk); Bitkinin iletim borularının bazı fungus ve bakterilerin etkisiyle tıkanması sonucu ortaya çıkar. Tıkanan iletim borularında su ve besin maddesi iletimi ortadan kalkar.
Bunun sonucu bitki sararır, sonunda da kurur.

2. Renk Değişiklikleri
Bitkilerde normalde yeşil olması gereken toprak üstü kısımlarının sararması, beyazlaşması bazen de kızarmasıdır.

Sararma (Kloroz); Bitkiye yeşil rengi veren klorofilin zarar görmesi ile ortaya çıkar. Renk değişiklikleri içerisinde en yaygın olanıdır. Belli başlı nedenleri şunlardır:
• Bitki köklerinin yetersiz su ve besin maddesi alması,
• Toprakta bitki için gerekli besin maddelerinin eksikliği,
• Havada bulunan zehirli gazların kloroplastları parçalaması,
• Patojenlerin çıkardıkları toksinlerin kloroplastları parçalaması.

3. Şekil Bozuklukları
a. Tümör (Ur) Oluşumu
Tümörler bitkilerin çeşitli organlarında ortaya çıkan aşırı büyüme ürünüdürler. Patojen mikroorganizmaların etkileri sonucu bitki hücreleri meristem doku oluşturarak hızla bölünmeye başlar. Bunun sonucu urlar oluşur. Urlar, bitkinin su ve besin maddesi iletimini engeller. Urun bulunduğu noktanın üstünde kalan organlar gelişemez. Otsu bitkilerde de su dengesinin bozulmasına neden olur.

b. Biçimsiz oluşuklar
Biçimsiz oluşuklara cansız ve canlı etkenler neden olabilir. Cansız etkenler:
• Hormon karakterli ot öldürücüler (Herbisitler),
• Toprakta zararlı kimyasalların bulunması,
• Genetik bozukluklar.

Canlı etmenler:
• Bakteriler,
• Virüsler ve viroidler,
• Fitoplazmalar,
• Funguslar.


Hasta Bitkideki Fizyolojik Değişiklikler

Hastalanma bitkideki fizyolojik fonksiyonların anormalleşmesidir. Hasta bitkide önce hayat olayları bozulur. Sonra anatomik bozulmalar görülür. Böylece hastalığa bağlı belirtiler ortaya çıkar.

1. Fotosentezde Ortaya çıkan bozulmalar

Tüm yeşil bitkiler topraktan aldıkları su ile havadan aldıkları karbondioksiti güneş enerjisi yardımıyla bir araya getirerek organik madde yaparlar. Bu üretimin yapıldığı yer kloroplastlardır. Bu nedenle kloroplastların oluşumunu engelleyen ya da onların yıkımına yol açan her olay fotosentezi olumsuz yönde etkiler. Fotosentezi engelleyen etkenler cansız ya da canlı olabilir.

Cansız etkenler:
• Topraktan yeterli su ve besin maddesi alınamaması,
• Kloroplastların kükürt dioksit ve benzeri hava kirleticileri ile tahrip edilmesi,
• Yetersiz yada aşırı ışıklanma,
• Toprakta toksik madde bulunması,
• Toprakta su/hava kapasitesi dengesizliği

Canlı etkenler:

• Patojenlerin çıkardığı toksinler.

Fotosentez engellenirse, organik madde yapımı aksar ya da durur.

2. Solunumda ve Metabolizmada Ortaya Çıkan Değişiklikler

Solunum kısaca bir biyolojik oksidasyon olayıdır. Daha geniş anlamda, bitki hücrelerinde enzimlerin kontrolü altında enerji kaynağı bileşiklerin (karbonhidrat, yağ asidi vb.) oksidasyonu ile serbest enerji elde edilmesidir. Elde edilen bu enerji hücre için zorunlu olan her türlü yaşamsal (metabolik) olayda kullanılır. Bu olaylar:
• Organik madde yapımı,
• Organik maddelerin taşınması,
• Organik maddelerin depolanması,
• Enzimatik faaliyetler,
• Hücre büyümesi ve bölünmesi ile benzeri faaliyetlerdir.

Solunumu etkileyen her olay bu faaliyetleri de engeller. Genellikle patojen enfeksiyonlarından sonra solunum hızlanır. Böylece bitki daha fazla enerji harcar. Depo maddeleri yıkıma uğrar.

Patojen enfeksiyonlarından sonra metabolizmada da değişiklikler ortaya çıkar. Hasta hücrelerde enzim faaliyeti hızlanır. Patojen toksinlerinin etkisiyle zararlı maddeler (amonyak, kinon vb.) oluşur ve bitki bunlardan olumsuz şekilde etkilenir. Tüm metabolizma olaylarında bitki için zararlı değişiklikler ortaya çıkar.

Patojenlere Karşı Bitkide Oluşan Savunma Reaksiyonu

Bitki bir patojenin saldırısına karşı koyabiliyorsa onu dayanıklı olarak tanımlayabiliriz. Dayanıklılık kalıtsal olduğu kadar sonradan da kazanılabilir. Patojenin hastalandırabilme gücü (patojenisite) de kalıtsaldır. Bu nedenle patojen grupları arasında patojenisite farklılıkları vardır. Benzer şekilde bitki grupları da patojenlere karşı farklı dayanıklılık gösterirler.

Bitkilerdeki savunma reaksiyonu iki şekilde gerçekleşir:
• Yapısal savunma reaksiyonu;
Bitkinin yapısal özelliğinden kaynaklanır. Patojenin dokuya girişinden önce ve dokuya girişi sırasında geçerlidir. Bu nedenle bu tip dayanıklılığa “Mekaniksel Dayanıklılık” da denir. Bu savunma reaksiyonu aşağıdaki şekillerde ortaya çıkar.
1. Yaprakların mum tabakası ya da tüylerle kaplı olması; Yaprak üzerine konan patojen sporlarının çimlenmesini ve dokuya girişini önler.
2. Kütikulanın ya da epidermis hücrelerinin dış duvar kalınlığının fazla olması; Dokuya girişi güçleştirir.
3. Stoma açıklığının küçük olması ve birim alanda az sayıda stoma bulunması; Stomadan giren patojenlerin girişini güçleştirir.
4. Mantar tabakası oluşumu;Patojenin ve toksinlerin sağlam dokuya geçişini engeller.
5. Ayırma tabakası oluşumu; Ölü doku hücreleri patojenle birlikte uzaklaştırırlır.
6. Tilloz oluşumu; Tilloz, ksilem borularında enfeksiyon anında oluşan selüloz yapısındaki yastıkçıklardır. Özellikle iletim borularında patojenlerin üst organlara çıkışını engeller.
7. Zamk birikmesi; Enfeksiyon bölgesi etrafındaki hücrelerde oluşarak patojeni hapseder.
• Protoplazmik savunma reaksiyonu; Patojenin bitkiye girişinden sonra ortaya çıkar. Protoplazma içindeki özel bir takım maddeler yardımıyla gerçekleşir. Bu maddelerden bir grubu enfeksiyon öncesi bitki yapısında doğal olarak bulunur. Bunlar fenol yapılı olan ve fenol yapılı olmayan (örneğin bazı amino asitler) bileşiklerdir. Bitki için özelleşmiş savunma maddeleridir.
İkinci grup bileşikler ise enfeksiyon sonrası oluşur. Bunlara “Fitoaleksin” adı verilir. Hastalığı önleyici rol oynarlar.

Virüs Hastalıkları

Virüslerin genel özellikleri:
Virüsler, hastalığa neden olabilen submikroskobik varlıklardır. Protein örtü ile çevrili nükleik asit (genetik madde) parçasıdırlar.Virüs bitki hücresine girince, nükleik asit kısmı virüs nükleik asidini ve virüs proteinini oluşturması yönünde bitki hücresini yönetir. Hücrenin normal aktivitesi bozulur.

Virüsler sadece canlı hücre içerisinde çoğalabilirler. Bazı virüsler ‘Hıyar Mozaik Virüsü’ gibi, bitki hücresi ölünce hızla ölürler. Bazıları ise ‘Tütün Mozaik Virüsü’ gibi, bitki hücresi öldükten yıllar sonra bile hastalık oluşturma yeteneklerini korurlar.
Bitkilerde hastalık oluşturan birçok farklı virüs bulunur.

Virüslerin bitkiden bitkiye yayılması:
Virüse bağlı olarak, hastalıklı bitkilerden sağlıklı bitkilere virüsler şu yollarla yayılabilir:
• İşçilerin elleriyle ve aletlerle,
• Yaprak biti, trips, beyaz sinek, kırmızı örümcek ve nematodlarla,
• Küsküt ile,
• Aşı ile,
• Vejetatif üretim materyalleri ile.

Hastalıklı bitkilerden alınan çelikler, genellikle hiçbir belirti göstermez. Ancak bu çelikler de hastalıklıdır. Virüsler bitkinin tüm kısımlarında bulunur. Sadece gelişmekte olan uç noktalardaki birkaç hücrede bulunmaz. Bu hücreler alınıp bunlardan bitki geliştirilirse virüssüz sağlıklı bitkiler elde edilebilir. Bu işleme ‘meristem uç kültürü’ adı verilir.


Yaprak biti Trips

Çekirge Nematod

Küsküt

Virüs hastalıklarında belirtiler:
• Virüse,
• Bitki türüne,
• Çevre koşullarına göre değişir.

Bazı durumlarda, çevre koşulları virüs hastalığı benzeri belirtiler oluşturur. Bazı çevre koşulları ise virüs hastalıklarının belirtilerini maskeler.

Virüs hastalıklarında görülen belirtiler :

• Gelişme geriliği sonucu bodurlaşma,
• Yapraklarda açık ve koyu yeşil veya sarı ve yeşil mozaik lekeler,
• Yapraklarda veya büyüme noktalarında deformasyon,
• Yapraklarda sarı çizgi (özellikle monokotiledon bitkilerde)
• Yapraklarda sarı leke veya halkalar,
• Yapraklarda halkalı lekeler veya çizgi şekiller,
• Fincan şekilli yapraklar,
• Yapraklarda homojen sararma, bronzlaşma veya kızarma,
• Çiçek renginde bozulma,
• Sadece yaprak damarlarında belirgin sararma,
• Yaprakların buruşması veya yaprak kenarlarının kıvrılması.


Bu belirtilerden bazılarına aşağıdaki etkenler de neden olabilir:
• Yüksek sıcaklık,
• Böcek zararı,
• Büyüme düzenleyicileri,
• Herbisitler,
• Besin maddesi noksanlıkları ve fazlalıkları.

Bu nedenle virüs hastalıkları sadece belirtilere dayanarak teşhis edilemez. Bazı bitkiler, virüs hastalıklarından çok etkilenir.

Virüs hastalıklarının önlenmesi:

Virüs hastalıklarına karşı etkili kimyasal yoktur. Sadece koruyucu önlemler alınabilir. Bunlar;
• Virüssüz temiz bitkilerin kullanılması,
• Virüse dayanıklı veya en azından toleranslı çeşitlerin seçilmesi,
• Böceklerle (yaprak biti, beyaz sinek vb.) ve kırmızı örümceklerle mücadele yapılması,
• Sera havalandırmalarının böceklerin geçemeyeceği kadar küçük delikli tül veya tel ile kapatılması,
• Yabancıotların uzaklaştırılması (yabancıotlar hem virüsleri hem de böcekleri barındırır),
• Bitki artıklarının uzaklaştırılması,
• Virüs belirtisi gösteren bitkilerin hemen ayrılıp teşhis ettirilmesi,
• Virüs hastalıklı bitkilerin ayrılıp yok edilmesi,
• Kullanılan aletlerin sık sık 1 kısım klorak + 9 kısım su karışımında en az 10 dakika tutularak dezenfekte edilmesi,
• Bitkiler şaşırtılırken tepe ve koltuk alınırken ellerin ve aletlerin %10’luk Teepol, %10’luk Sodyumtrifosfat veya sabun çözeltisine batırılması.

Bakteriyel Hastalıklar

Bakterilerin genel özellikleri:
Bakteriler, hücre duvarı olan mikroskobik, tek-hücreli organizmalardır. Genetik maddeleri dairesel iplik şeklinde bir DNA’dır. Bu DNA, hücre içinde yüzer. Bir zarla çevrili değildir. Bu yüzden gerçek çekirdeğe sahip değillerdir. Bakteri hücresi içerisinde plasmid adı verilen küçük gen- taşıyıcı varlıklar da bulunur. Plasmidler bakterilerin antibiyotiklere ve diğer ilaçlara dayanıklılık kazanmalarını sağlarlar.

Bitki patojeni bakterilerin canlılıklarını sürdürme şekilleri:
• Hastalıklı bitkiler üzerinde yaşamlarını sürdürürler,
• Hastalıklı bitkilerin artıklarında yaşamlarını sürdürürler,
• Toprakta yaşamlarını sürdürürler.

Bakterilerin bitkilere bulaşması:
Topraktan yapraklara ve yapraktan yaprağa yağmurlama sulamayla sıçrayarak kolayca geçerler. Bakteri içeren toprağı veya bitki artıklarını elleyen bir işçi, sağlıklı bitkilere dokunursa bakterileri sağlıklı bitkilere kolayca taşımış olur.

Bitkilere giriş yolları:
Bitkilere yaralardan veya doğal açıklıklardan girerler. Hastalığa neden olabilmek için sıcak-nemli koşullara gereksinirler. Bakteriler ya bitki hücreleri arasındaki boşluğa sızan besin maddeleri üzerinde gelişir, yada bitkinin iletim dokuları içinde gelişirler. İkiye bölünerek hızla ürerler.

Bakteri türüne ve hastalandırılan dokuya bağlı olarak, bakteriler geliştikleri yerde;
• Enzim salgılarlar; hücre zarlarını parçalarlar,
• Toksin salgılarlar; hücre zarlarına zarar verirler,
• Büyüme düzenleyicileri salgılarlar; normal bitki gelişmesini bozarlar,
• Kompleks şekerler salgılarlar; su iletim borularını tıkarlar.

Bakteriyel hastalıklarda belirtiler:
Bakterilerin salgıladıkları enzimler, toksinler, büyüme düzenleyicileri ve kompleks şekerler bitkilerde;
• Yaprak lekelerine,
• Gövde çürüklüklerine,
• Kök çürüklüklerine,
• Urlara,
• Solgunluklara,
• Yanıklıklara,
• Kanserlere neden olabilirler.

Bakteriyel hastalıkların çoğunda bitkide fotosentez ve solunum şiddetli şekilde bitkinin zararına değişir.

Bakteriyel hastalıkların önlenmesi:

• Bakteriyel hastalıkları önlemenin en önemli yolu, bakteri ile bulaşık olmayan temiz bitkilerin kullanılmasıdır.
• Sanitasyon uygulamaları titizlikle yapılmalıdır. Bu amaçla;
1. Hastalıklı bitkiler uzaklaştırılmalıdır,
2. Aletler, saksıların konduğu banklar, sürekli kullanılan saksılar temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir,
3. Saksıda kullanılacak toprak ilaçlanmalıdır,
4. Bitkilerin yetiştirildiği yada köklendirildiği toprakta hastalıklı bitkiler görülürse, toprak iyice ilaçlanmalıdır,
5. Toprak ve bitki artıkları ellendikten sonra sağlıklı bitkilere dokunulmamalıdır,
6. Sağlıklı bitkilere dokunmak gerekiyorsa, eller yıkandıktan sonra dokunulmalıdır,
7. Bitki üzerindeki çalışmalar ile bitki artıkları ve toprak üzerindeki çalışma işlemleri ayrı ayrı yapılmalıdır.

• Bitkiler, yaprak yüzeyi ıslatılmadan sulanmalıdır,
• Bakteriyel hastalıklara duyarlı bitkilerde yağmurlama sulama yapılmamalıdır. Yağmurlama sulama yapılacaksa, sulama günün erken saatlerinde yapılmalıdır. Böylece serbest su kolayca buharlaşmış olur.
• Bitkiler arasında iyi hava dolaşımı sağlanmalıdır. Hava akımına paralel bitki sıralarının oluşturulması, bitki örtüsü içerisinde orantılı nemi düşürür.
• Sulama suyundaki bitki artıklarını filtre edecek önlemler alınmalı ve su kimyasal olarak ilaçlanmalıdır. Böylece bakterilerin akış sistemleri içinde yayılması önlenir.
• Sulama yöntemi olarak damlama sulama ve kapilar sulama yöntemleri tercih edilmelidir. Bu sulama yöntemleri bakteriyel yayılma ve enfeksiyon için gerekli koşulları önler.
• Hastalık bitkilerde başladığında, bitkileri ilaçlamanın etkisi yoktur.

Fungal Hastalıklar

Bitki hastalıkları açısından büyük öneme sahiptir. Funguslar genel olarak ufak, mikroskobik, ökaryotik hücre yapısı bulunan organizmalardır. Yaklaşık 10.000 fungus türü bitkiler üzerinde çeşitli hastalıklar oluşturur.

Fungusların bitkilerde oluşturduğu hastalıkları şöyle sıralayabiliriz:
• Kök çürüklüğü,
• Kök-boğazı çürüklüğü,
• Baygınlık (=çökerten),
• Kanser,
• Antraknoz,
• Yaprak lekeleri,
• Mildiyö,
• Yumuşak ve kuru çürüklükler,
• Kök uru,
• Yaprak kıvırcıklığı,
• Solgunluk,
• Pas,
• Külleme.

Fungal hastalıkların önlenmesi:

Fungal hastalıkların önlenmesinde temel iki yaklaşım bulunur:
1. Hastalık görülmeden önce alınan korunma önlemleri:
• Temiz tohum ve üretim materyalinin kullanılması,
• Dayanıklı çeşitlerin seçilmesi,
• Solarizasyon ve kimyasallarla toprağın hastalık etmenlerinden arındırılması,
• Sera içinde yüksek toprak nemi ve hava neminin kontrolü.

2. Hastalık belirtisi görüldükten sonra yapılan uygulamalar:
• Hasta bitki kısımlarının temizlenmesi ve hastalıklı bitkilerin uzaklaştırılması,
• Farklı etki mekanizmalarına sahip fungisitleri seçerek, bu ilaçları dönüşümlü kullanmak.

 

Aletlerin, ekipmanların, saksıların ve bankların dezenfekte edilmesi

Aletler, banklar ve ekipmanlardan toprak ve bitki artıkları uzaklaştırılır. Bu amaçla ön yıkama yapılır. Sonra aşağıdaki yöntemlerden biri kullanılarak dezenfeksiyon işlemi gerçekleştirilir.

Yöntem Uygulama Hedef Zararlılar
Buhar veya kuru sıcaklık Materyaller, örtü altında 80-90 Code 30 dak.tutulur Yabancıot, böcek, nematod, bakteri, fungus
Amonyum Materyal 10 dak.daldırılır nematod, bakteri, fungus
% 70’lik alkol Materyal daldırılır veya silinir ve kurutulur nematod, bakteri, fungus
Hidrojen peroksit
(Hidrojen dioksit) 80 g/5 l su’ya daldırılıp kurutulur bakteri, fungus
Sodyum hipoklorit 1 birim/9 birim su’ya 10 dak.daldırılıp kurutulur nematod, bakteri, fungus

Dezenfekte edilen aletler, dezenfektanlı kova içerisine veya temiz gazete kağıdı üzerine ya da boş, temiz kap içerisine konur.

Serada çalışanlar, ayakkabılarını dezenfektana daldırmalı veya galoş takmalıdırlar.

Her yıl kullanılan saksılar, toprağı ile birlikte örtü altında uygun fümigantlarla dezenfekte edilebilir. Örneğin, ağaç kaplar ve kil saksılar buharla; plastik kaplar, plastik saksılar, ağaç kaplar ve kil saksılar metil bromit ile dezenfekte edilebilir.

Kaplar sıvı dezenfektana 10 dakika daldırılıp kurumaya bırakılabilir. Budama aletlerine el pülverizatörü ile dezenfektan pülverize edilip kurumaya bırakılabilir. Kesilen, budanan yüzeyler dezenfektan ile iyice ıslatılır. Budama aletine özsu veya reçine bulaşırsa, dezenfektan içinde tutulan bir bezle temizlenip kurutulur, veya budama aleti dezenfektan içinde 10 dakika tutulur.

Hastalıklı bitki kısımlarını uzaklaştırmak için budama yapılırken dönüşümlü olarak iki budama makası kullanılması önerilir. Biri dezenfektanda bekletilirken diğeri kullanılır.

Toprak kökenli zararlılara karşı toprak fümigasyonu

Toprak ilaçlamalarında kullanılan, gaz haline geçen kimyasallara fümigant diyoruz. Bir fümigant ile toprağın ilaçlanması işlemine ise fümigasyon adı verilir.

Toprak fümigasyonunun amacı, topraktaki yabancıotların, böceklerin ve patojenlerin sayısını azaltmak, böylece üretim döngüsünde bitkiyi güçlü kılmak, verimi ve kaliteyi arttırmaktır. Toprak fümigasyonu, toprak kökenli hastalıkları önlemede tamamlayıcı bir uygulamadır. Temiz tohum, çelik ve fide kullanımının yerini alamaz.

Fümigasyon işleminde aşağıdaki üç konu önemlidir:

1. Zamanlama

Fümigasyon için en iyi zaman, toprağın 15-20 cm derinliğinde sıcaklığın13 Co nin üzerinde ve toprak neminin tarla kapasitesinin %50-85’i olduğu sonbahardır. Soğuk ve aşırı nem toprak fümigantlarının etkisini düşürür. Kuru topraklar fümigantın çok hızlı kaçmasını sağlar. Kuru ve soğuk topraklarda zararlılar genellikle istirahat dönemindedirler. Bu dönemde zararlılar fümigantlardan etkilenmezler.

2. İlaç seçimi

En iyi toprak fümigantı, hedef zararlıya etkili, güvenilir ve kolay uygulanabilen, bitkide toksik kalıntı bırakmayan ilaçtır. Her fümigantın etiketinde öneriler ve olası uyarılar yer alır. Bu nedenle etiket iyice okunmalıdır. Özellikle aynı toprakta herbisitler veya gübreler de kullanılıyorsa uyarılara dikkat edilmelidir. Hemen hemen tüm fümigantların pestisitlerle kullanımı sınırlıdır. Bu konu göz ardı edilmemelidir.

3. Uygulama

Her ilacın etiketinde önerilen dozlar ve uygulama yöntemleri vardır. Önerilen dozun altındaki dozların kullanılması etkiyi düşürür. Killi topraklarda, organik maddece zengin topraklarda ve zararlılarla çok bulaşık topraklarda yüksek dozlar kullanılır.
a. Bitki yastıklarının fümigasyonunda yapılan genel işlem

Sonbaharda toprak diskaro ile sürülür. Organik kalıntıların çürümesi için bir süre beklenir. İlaçlamadan 7-10 gün önce toprak yeniden sürülür. İlaçlama sırasında toprak nemi tarla kapasitesinin %50-85’i, 15-20 cm derinlikte toprak sıcaklığı 13 Co nin üzerinde olmalıdır.

İlaçlama öncesi, yaklaşık olarak 500 g toprak örneği alınır. Bu toprak, ilaçlama sonrası toprakta fümigant kalıntısı olup olmadığını anlamak için yapılacak testte ilaçlı toprakla karşılaştırmada kullanılır.

Fümigant etiketinde önerildiği şekilde uygulanır. Topark yüzeyi naylon örtü ile örtülür. Kenarları 10-15 cm gömülür. Toprak yüzeyi, ilacın etiketinde belirtilen süre kadar örtülü bırakılır.

Örtülü kalma süresi dolduktan sonra, örtü kaldırılır. Toprağın havalanması için toprak sürülür. Ekim/dikimden önce toprakta fümigant kalıntısı kalmamalıdır. Bu nedenle belirli bir süre beklenir. Ekim öncesi bekleme süresinin uzunluğunu nem, sıcaklık ve kullanılan ilaç belirler.

b. Saksıda kullanılacak toprakların fümigasyonunda yapılan genel işlem

İlaçlama öncesi, fümigant kalıntı testi için yaklaşık 500 g toprak alınır. İlaçlama iyi havalanan bir alanda yapılır. Toprak tabakası 15-20 cm’den daha derin olmamalıdır. Fümigantlar bitkilerin yakınında kullanılmamalıdır.

İlaç uygulandıktan sonra toprağın yüzeyi etiketinde önerildiği gibi örtülür. Örtülü kalma süresi dolduktan sonra, yüzey örtüsü kaldırılır. Fümigant kalıntısı kalmayıncaya kadar toprak havalandırılır.

 

Toprakta fümigant kalıntısının belirlenmesi: ‘Marul Tohumu Testi’

Toprak bir fümigant ile ilaçlanırsa, ekim öncesi toprakta fümigant kalıntısı kalmamalıdır. Fümigantın toprağı tamamen terk etmesi için gerekli süre
• Kullanılan kimyasala,
• Torak sıcaklığı ve nemine,
• Uygulama derinliğine,
• Toprak tipine bağlıdır.

Toprakta fümigantın kalmadığından emin olmak için şöyle bir test yapılır:
Fümigant ile ilaçlanan toprağın en derin noktasını içerecek şekilde, toprağın 5-10 yerinden az miktarlarda toprak örnekleri alınır.Toprak örneklerindeki gazın kaçmasını önlemek için, örnekler hemen hava geçirmez kavanoza konur. Benzer bir diğer kavanoza da bir miktar ilaçlama öncesi alınan toprak konur.

Her iki kavanozdaki toprak nemlendirilir. Toprak yüzeyine marul tohumu serpilir. Kavanozlar dikkatlice kapatılır. Kavanozlar, sıcaklığı 18 Co’nin üzerinde olan ışıklı bir odaya yerleştirilir. Kavanozlar doğrudan güneş ışığına konulmamalıdır. Aksi halde aşırı ısınabilir.

Her iki kavanozdaki çimlenme iyi ise, ilaçlanmış toprakta fümigant kalıntısı kalmadığı anlaşılır. İlaçlanmamış toprakta çimlenme iyi, ilaçlanmış toprakta zayıf ise, toprak bir süre daha havalandırılır. Test daha sonra tekrarlanır. Ekim, sadece her iki kavanozda da çimlenme aynı olduğunda yapılır.

 

İlaçlanmış toprakta olabilecek yeni bulaşmalar

İlaçlanmış toprağa, dikkatsizlik sonucu yeniden patojenler bulaşabilir. Patojenler böyle topraklarda hızla yayılarak daha zararlı olurlar. Bu nedenle ilaçlı torakta kullanılacak tüm aletler ve ekipmanlar dezenfekte edilerek patojenlerden arındırılmalıdır. İlaçlı toprak üzerinde yürünmemelidir.

Toprağın dezenfeksiyonu

Toprağın dezenfeksiyonu amacıyla kimyasal kullanılacaksa, önerilen doz ve uygulama yöntemi kimyasalın etiketinden öğrenilir. Fümigantların çoğu, ilaçlanan toprakta geçici olarak amonyum düzeyini ve eriyebilir tuz düzeyini arttırır. Havalandırma sonrası bunlar eski normal düzeylerine inerler.

Toprağın dezenfeksiyonu çeşitli yöntemlerle yapılabilir:

Yöntem Hedef zararlılar Uygulama
Buhar Yabancıot,böcek,nematod,fungus,bakteri Toprak 80-90 Co de 30 dk tutulur
Hava karışımlı buhar Yabancıot,böcek,nematod,fungus,bakteri Toprak 75 Code 30 dk tutulur
Kuru ısıtma Yabancıot,böcek,nematod,fungus,bakteri Toprak 80-90 Co de 30 dk tutulur
Sodyum metil dithiokarbamat Yabancıot,böcek,nematod,fungus, Etiketinde önerildiği şekilde uygulanır.Gazın bitkilere temas edebileceği yerlerde kullanılmamalıdır.

Bu yöntemlerden buhar, hava karışımlı buhar ve kuru ısıtma yöntemleriyle yapılan dezenfeksiyona ‘pastörizasyon’ adı verilir.

 

Toprak solarizasyonu

Solarizasyon, toprağın güneş radyasyonunun meydana getirdiği sıcaklık yardımıyla pastörizasyonudur. Bu yöntem toprak patojenleri, nematodlar, toprak böcekleri ve yabancıotlara karşı etkilidir. Toprak solarizasyonunun uygulanmasında beş temel ilke vardır:

• Solarizasyon sıcaklığın en yüksek olduğu ve güneş ışığının en yoğun olduğu zamanda yapılır (yaz aylarında),
• Toprak yüzeyi düzeltilir,
• Toprak su ile doyurulur,
• 25-30 mikron kalınlığında saydam naylon örtü ile örtülür,
• Toprak 4-6 hafta örtülü kalır.

Solarizasyon uygulamasında toprak yüzeyi düzleştirildikten sonra, sulama yapılarak toprak tarla kapasitesinde suyla doyurulur. Sonra toprak saydam naylon örtü ile toprak yüzeyine değecek şekilde ve gergin olarak örtülür. Kenarları toprak ile kapatılır. Bu şekilde 4-6 hafta tutulur.

Solarizasyon ile toprak sıcaklığı 55 Co ye kadar yükselir. Bu sıcaklık, topraktaki patojenleri, yabancıotları, nematodları ve böcekleri yok etmek için yeterli olabilmektedir.

Fungal Kök Çürüklükleri ve Fungisit Kullanımı

Kök çürüklükleri, bitkilerin en önemli sorunlardan biridir. Kök çürüklükleri bitki gelişmesini yavaşlatır, durdurur hatta bitkiyi öldürebilir. Kökleri çürük bitkiler, genellikle daha küçüktür ve güçsüzdür. Daha az ve küçük yaprak, çiçek ve meyve oluştururlar. Böyle bitkilerde çiçeklenme de gecikebilir.

Kök çürüklüklerinin bitkideki zararını önlemek için hastalığa erken müdahale edilmelidir. Müdahalede iki temel yaklaşım vardır:
• Kök çürüklüğü etmenini doğru teşhis,
• Uygun fungisitlerin kullanılması.

Kök çürüklüğünün belirtileri

1. Hastalıklı bitkilerin gelişmesi yavaştır.
2. Yaşlı yapraklar sararıp dökülür.
3. Yaprak kenarları ölür.
4. Kökler koyu kahverengi veya siyahtır. Kök, topraktan yıkanıp arındırıldığında kök uçları az veya hiç yoktur. Bazı bitkilerin kökleri doğal olarak koyu kahverengidir. Bu tür kökler sağlıklıysa, 5 ve 6 nolu belirtiler görülmez.
5. Kökler yumuşaktır.
6. Bitkiler çekildiğinde, köklerin dış tabakası köklerden sıyrılır.

Sayılan bu belirtiler aşağıdaki etkenlerden kaynaklanabilir:

• Kökleri çürüten funguslar,
• Aşırı gübreleme,
• Çok fazla su veya çok az su,
• Donma noktasındaki sıcaklıklar,
• Toprağa içirme şeklinde uygulanan pestisitlerin yanlış kullanımı sonucu ortaya çıkan fitotoksisite,

Kök çürüklüklerine karşı herhangi bir önlem almadan önce, belirtilerin gerçek nedeninin teşhisi yapılmalıdır. Belirtiler funguslardan kaynaklanıyorsa, fungusa etkili fungisitler yararlı olabilir ve bitkilerin gelişmesine olanak sağlayabilir.

Ölü kökler iyileşmez. Yeni kökler gelişir. Fungus genellikle fungisitlerle tam olarak yok edilemez. Kök bölgesinde fungisit konsantrasyonu yeterli olduğu sürece, fungusun gelişmesi büyük ölçüde yavaşlar. Fungus genellikle canlı kalır. Bu nedenle fungisistler belirli aralıklarla tekrar uygulanmalıdır.

Kök çürüklüğünün teşhisi

Birçok fungus, kök çürüklüğüne neden olur. Genellikle, bir mikroskop yardımıyla, köklerde fungusun yapısını gözleyerek yada hastalıklı kökler yapay besi ortamları üzerine yerleştirilerek, yada tuzak bitkiler (elma, havuç, veya patates dilimleri) üzerine yerleştirilerek gelişen fungusu tanılamak (=teşhis etmek) olasıdır.

Teşhisin Zirai Mücadele Araştırma Enstitülerine yada Ziraat Fakültelerinin Bitki Koruma Bölümlerine yaptırılması en doğrusudur.

Kök çürüklüğüne karşı fungisit kullanımı

Tek bir fungisit, fungusların tümüne etkili değildir. Fungisitler, fungus gruplarına karşı etkilidir. Bu yüzden farklı fungus grupları için farklı fungisitler kullanılır. Her fungus için farklı bir fungisit gerekli değildir.

Bazı fungisitler, patojen funguslarla rekabet eden fungusları (=antagonist fungusları) yok eder. Böyle fungisitler patojen fungusların daha fazla zarar yapmasına olanak sağlar.

Fungisitleri kullanırken şunlar göz önünde bulundurulmalıdır:
• Hangi fungus veya fungus grubunun kök çürüklüğüne neden olduğu belirlenmelidir.
• Fungus veya fungus grubuna hangi fungisidin etkili olduğu saptanmalıdır.
• Kullanılacak fungisidin etiketinde ilaçlanacak bitkinin adı olmalıdır.
• Fungisidin etiketi okunarak, toprağa içirme şeklinde hangi dozda kullanılacağı belirlenmelidir.
• Fungisidi karıştırırken ve uygularken güvenlik önlemleri alınmalıdır. Gözlük takılmalı, su geçirmez eldiven ve maske kullanılmalıdır.
• İki farklı fungisit karıştırılarak uygulanacaksa, karıştırılmadan önce karışım çizelgelerinden karışıp karışmayacağı öğrenilmeli, aksi halde her biri ayrı ayrı uygulanmalıdır. Karışım çizelgesi bulunamıyorsa şöyle bir test de uygulanabilir:
Bir cam kavanoza ½ litre su konduktan sonra karıştırılması istenen iki kimyasalın uygulanacak dozdaki miktarı yukarıdaki tek tek katılarak iyice karıştırılır. Bir saat bekledikten sonra yağ parçacıklarının veya damlacıklarının oluşması, katı parçacıkların oluşması, dipte tortu oluşması iki kimyasalın karıştırılmasının sakıncalı olabileceğini gösterir.
• Fungisitler uygun konsantrasyonlarda hazırlanıp uygulanmalıdır. Yüksek konsantrasyon fitotoksisiteye yol açabilir. Düşük konsantrasyon ise etkisiz olur.
• Fungisidin uygulanması etiketinde önerilen aralıklarla tekrarlanmalıdır.

Kök çürüklüklerine karşı önerilen fungisitler

Pythium ve Phytophthora için:
- fosetyl-Al,
- metalaxyl,
- etridiazole,
- propamocarb,

Fusarium, Rhizoctonia, Thielaviopsis ve Cylindrocladium için:
- etridiazole + thiophanate methyl,
- thiophanate methyl,
- iprodione,
- fludioxonil (Rhizoctonia için),
- PCNB (Rhizoctonia için),
- Triflumizole (Cylindrocladium için)

Bitki Yastığında Görülen Hastalıklar

Bitki yastıklarında üretim çok karlı bir iştir. Tohum ekimi ile fidenin satışı arasındaki süre kısadır. Bu nedenle üretimi olumsuz etkileyecek bitki hastalıklarına izin verilmez. Bitki yastıklarında bitkilerin zarar görmesi genellikle dört önemli nedenden kaynaklanır:

1. çökerten,
2. gri küf (Botrytis),
3. fidelerde kullanılan pestisitlerden ileri gelen fitotoksisite,
4. aşırı gübreleme.

1. Çökerten

Bitki yastıklarındaki bitkilerin en önemli hastalığı çökertendir. Çökertene çimlenme sırasında tohumları çürüten veya çıkıştan sonra fideleri öldüren funguslar neden olur. Çökertene neden olan funguslardan üçü Pythium, Rhizoctonia ve Fusarium’dur. Bu funguslar toprakta yaşar. Dünyanın her yerinde yaygındır. Sera koşullarında sürekli bulunurlar.

Çökertene aşırı toprak nemi, sık tohum ekimi, çimlenme öncesi düşük toprak sıcaklığı (20 Co den daha soğuk) ve fide çıkışından sonraki yüksek toprak sıcaklıkları (25 Co nin üzerinde ) uygundur.

Orta düzeydeki toprak sıcaklıkları ve toprak nemi, hızlı tohum çimlenmesini ve fide gelişmesini uyarır. Böyle koşullarda bitkiler, çökerten hastalığına yakalanmazlar.

Serpme tohum ekimi yapılan yastıklarda, çökerten genellikle yuvarlak yamalar şeklinde bitkileri etkiler. Sıraya ekim yapılmışsa, sıradaki bitkilerin bir kısmı etkilenir.

Çökerten ortaya çıktığında, yastığa fungisitin içirme şeklinde uygulanması önerilir. Ancak kök çürüklüğü bir kez başladı mı tedavi edilemez. Çünkü fungisitler topraktaki fungusları tam olarak yok edemezler. Fungus toprakta canlı kalır. Fungisit konsantrasyonu azaldığında, kalan bitkilerde kök çürüklüğü yeniden başlayabilir.

Çökertenin yayılmasını önlemek için, bulaşık alanlarda kullanılan aletlerin diğer alanlarda kullanılmadan önce dezenfeksiyonu önemlidir. Dezenfeksiyon aşağıdaki yöntemlerden biri ile yapılabilir:

Buhar veya kuru sıcaklık: Plastik olmayan malzemelerin dezenfeksiyonunda kullanılır. Materyaller 80 Co de 30 dakika tutulur.

Bromine dezenfektanı: Aletler ve banklar bu dezenfektanla 10 da. ıslak tutulursa dezenfekte olur.

Alkol (%70’lik): Aletler alkolle silinir veya alkole daldırılır.

Sodyum hipoklorit: Aletler ve banklar 10 da. ıslak tutulursa dezenfekte olur. Metal aletler, korozyonu önlemek için daha sonra temiz su ile çalkalanır.

Tohum ve fidelerde çökertene karşı önerilen fungisitler:

Fungisitin etiketinde kullanılacak bitkinin adı bulunmalıdır. Captan, birçok bitkide çökertene karşı etkili bir fungisittir.

Çeliklerde çökertene karşı önerilen fungisitler:

Bazı köklendirme karışımlarına eklenen bazı fungisitler kök oluşumunu engelleyebilir. Köklendirilen çeliklere pestisitlerin uygulanmasından kaçınmak en iyisidir. Aşağıdaki fungisitler etiketlerinde belirtilen bitkilerde kullanılabilir:

etridiazole + thiophanate methyl
etridiazole
metalaxyl
propamocarb

2. Gri küf (Botrytis)

Botrytis fungusu bitkilerin yetiştirildiği hemen her yerde bulunur. Dormant Botrytis sporları tohumların yüzeyinde veya bitkilerin yüzeyinde bulunabilir. Botrytis bitki kalıntılarında, solan çiçek kısımlarında ve zarar görmüş dokularda canlılığını sürdürür. Soğuk nemli koşullarda yetişen fideler özellikle gri küfe duyarlıdır.

Yastıklardaki bitkilerde Botrytis’in önlenmesinde sanitasyon önemlidir. Sanitasyon, temizlik ve bitki sağlığını koruyucu önlemlerinin alınmasıdır. Bu amaçla;
• Tüm bitki artıkları ve ölmekte olan dokular uzaklaştırılıp yok edilmelidir.
• Bitki artıkları seranın dışına atılmamalıdır. Böyle yapılırsa, bu artıklar üzerinde gelişecek Botrytis sporları hava akımlarıyla seradaki bitkilere ulaşırlar.
• Seradaki nemi düşürmek için, özellikle günün erken saatlerinde sera havalandırılmalı ve ısıtılmalıdır. Bu işlem Botrytis ‘in önlenmesinde en önemli adımdır.

Kimyasal önlem olarak; Botrytis’e karşı etkili birçok fungisit bulunmaktadır. Bu fungisitlerden biri kullanılabilir.

3. Fitotoksisite

Pestisit ile ilaçlanmış bitkilerde, pestisitin bitkilerde oluşturduğu zarara fitotoksisite denir. Fitotoksisite genellikle pestisitin etiketinde önerilen konsantrasyon kullanılarak önlenir. Pestisitin etiketinde bir dizi konsantrasyon önerilmişse, fideler ilaçlanırken düşük doz kullanılır.

Fitotoksisitenin belirtileri:
• Genç sulu dokuların ölümü,
• Bodurlaşma,
• Yaprak kenarlarının ölümü,
• Yapraklarda veya kotiledonlarda ölü lekeler,
• Gecikmiş bitki gelişmesi,
• Fidelerin ölümü

şeklinde ortaya çıkar. Belirtiler birkaç günde görülür.

Fitotoksisiteyi birçok faktör etkiler:
• Formülasyon: Toz ve ıslanabilir toz formülasyonlu ilaçlar, genellikle emülsiyon konsantre ilaçlardan daha az fitotoksiktir.
• İlaç katkı maddeleri: İlaca eklenen yayıcı ve yapıştırıcı maddeler toksisiteye neden olabilir.
• Yüksek basınçla ilaçlama: Bitkilerde fiziksel zarara neden olabilir.

4. Aşırı Gübreleme

Yastıktaki bitkilerin aşırı gübrelenmesi, eriyebilir tuz düzeyini aşırı arttırır. Aşırı tuz düzeyi, bitkilerde aşağıdaki belirtilere neden olabilir;
• Sararma,
• Solma,
• Yaprak uçları ve kenarlarının ölümü,
• Gelişmenin yavaşlaması,
• Fidelerin ölümü.

Gübreler zararlı konsantrasyonlara çeşitli şekillerde ulaşabilir;
• Bir defasında verilen fazla gübre,
• Eriyebilir gübrelerin birçok kez uygulanması,
• Yavaş eriyen gübrelerin eriyebilir gübrelerle karışım şeklinde uygulanması,
• Mevcut gübre miktarı için yetersiz su verilmesi.

Fitofithora Kök Çürüklüğü

Phytophthora genusundaki bir çok fungus kültür bitkilerinde kök çürüklüğüne neden olur. Phytophthora spp. toprak kökenli funguslardır. Bilinen tüm türleri bitki patojenidir.

Belirtiler:

1. Orta şiddette kök çürüklüğünde:
• Normalden daha küçük yapraklar,
• Ölü kökler,
• Gövdenin odun kısmında yukarı doğru koyu çizgi.
2. Şiddetli kök çürüklüğünde:
• Tüm bitkide gelişme geriliği,
• Solma,
• Normalden daha küçük yapraklar,
• Toprak yüzeyinde gövdenin odun kısmında kırmızımsı-kahverengi renk değişimi,
• Kök sisteminde azalma,
• Köklerde kırmızımsı-kahverengi renk değişimi,
• Ölü kökler,
• Yeni sürgünlerin gelişmemesi,
• Bitkinin ölmesi.

Hastalık için uygun koşullar:

İnfeksiyon, 15-28 Co arasında gerçekleşebilir. 22 Co optimum sıcaklıktır. Toprakta doygun neme yakın nem düzeyleri, 4-8 saat içerisinde sporangia (spor kesesi) oluşturmasına olanak sağlar. Bu spor kesesi içerisinde bulunan hareketli zoosporlar, 10-60 dakika sonra keseden dışarı çıkar. Bu nedenle drenajı zayıf topraklar veya nemli topraklar hastalık için uygundur. Zoosporlar kökleri infekteler. Toprak pH’sı bu hastalıkta az rol oynar. Phytophthora toprakta kışlar. Fungus şiddetli yağışlarla veya yağmurlama sulamayla yayılabilir. Bitkiden bitkiye toprak yüzeyinde akan su ile taşınabilir.

Önlenmesi:

• Phytophthora’sız temiz bitkiler kullanılmalıdır,
• Dayanıklı çeşit yetiştirilmelidir,
• Hastalıklı bitkiler uzaklaştırılıp yok edilmelidir.

1. Fidanlık ve tarlada :
• Sadece drenajı iyi yörelere dikim yapılmalıdır,
• Toprak Phytophthora ile bulaşıksa; ekimden önce methyl bromide-chloropicrin ile toprak fümigasyonu yapılmalıdır. Fümigasyon sırasında 15 cm toprak derinliğindeki toprak sıcaklığı 10 Co veya üzerinde olmalı, toprak nemi de tohum çimlenmesi için yeterli düzeyde bulunmalıdır.
• Özellikle öğleden sonraları yağmurlama sulama yapılmamalıdır,
• ‘Salma sulama’ şeklindeki sulama yöntemi kullanılmamalıdır.

2. Saksı veya kaplarda:
• Drenajı iyi steril karışım kullanılmalıdır,
• Temiz kaplar kullanılmalıdır,
• Kaplar, 7-10 cm yüksekliğindeki çakıl üzerine yerleştirilmelidir. Çakıl altına yabancıot gelişimini önlemek için siyah naylon yerleştirilebilir.
• Bitkiler su gereksinimine göre gruplandırılmalıdır. Böylece bitkilerin aşırı veya yetersiz sulanması önlenebilir.

3. Son dikim yerinde:
• Drenajı iyi alanlara dikim yapılmalıdır. İyi drenaj sağlamak için dikim alanı sürülmelidir.
• Daha önce Phytophthora kök çürüklüğü hastalığının olduğu bilinen yörelere dikim yapılmamalıdır.
• Çok derin dikim yapılmamalıdır. Toprak yüzeyi ile üst kökler arasında 2.5 cm den daha fazla derinlik olmamalıdır.

Sağlıklı bitkileri korumak için kullanılacak kimyasallar:

• İlacın etiketi okunmalıdır,
• İlaçlanacak bitkilerin etikette bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir,
• Yakınındaki hastalıklı bitkiler uzaklaştırılmalıdır,
• Aşağıdaki ilaçlardan biri birkaç kez toprağa içirme şeklinde uygulanmalıdır.
etridiazole
etridiazole + thophanate methyl
fosetyl-Al
metalaxyl
propamocarp

Pityum Kök Çürüklüğü

Pityum kök çürüklüğüne Pythium genusundaki çeşitli türler neden olur. Bu funguslar, toprakta, kumda, yüzey suyunun tortusunda ve önceki bitkilerin ölü köklerinde yaygın olarak bulunur.

Pythium kirli aletler, kirli saksılar kullanılarak, temiz karışımlar üzerinde yürüyerek pastörize edilmiş topraklara kolayca bulaşır. Pastörize toprağa bulaştığında veya topraksız karışıma bulaştığında şiddetli kök çürüklüğüne neden olur. Çünkü bu toprak veya karışımlar Pythium’u baskılayacak antagonist mikroorganizmalardan yoksundur.

Bu fungus, sulama sistemleriyle sulanan bitkilerde de sorun oluşturur. Sulama kaynağı (gölet) bitki artıkları veya Pythium’lu toprak ile bulaşıksa, fungus çok sayıda bitkiye kolayca yayılabilir.

Fungus, çeliklerin köklendirildiği yastıklara bulaşırsa veya fungusla bulaşık su üretimde kullanılırsa, büyük kayıplar ortaya çıkar.

Hemen hemen tüm bitkiler Pythium kök çürüklüğüne duyarlıdır. Pythium kök uçlarına saldırır ve öldürür. Bitkinin besin maddeleri ve su alımı sekteye uğrar. Pythium aynı zamanda köklenmemiş çeliklerin dibini de çürütür.

Belirtiler:

• Bitkiler bodurlaşır,
• Kök uçları kahverengi ve ölüdür,
• Bitkiler gün ortası solar, gece düzelir,
• Bitkiler sararır ve ölür,
• Kökün dış kısmındaki kahverengi doku kolayca sıyrılır, iletim dokusunun çıplak orta kısmı kalır,
• Kök hücreleri mikroskopta incelenirse, fungusun kalın-duvarlı sporları görülür.

Önlenmesi:

Pythium kök çürüklüğü bir kez başladıktan sonra önlenmesi güçtür. Tüm önlemler hastalık başlamadan önce alınmalıdır.
• Toprak ve kum, sıcaklık uygulamalarıyla pastörize edilmeli veya kimyasal bir fümigantla dezenfekte edilmelidir.
• Sulama sistemine su ileten boru, suyun alındığı kaynağın dibine temas ettirilmemelidir.
• Sulama suyunun Pythium ile bulaşık olma kuşkusu varsa, kullanmadan önce suyu ilaçlamak gerekebilir. Sudan Pythium’u uzaklaştırmak için basit, ucuz ve etkili yöntem ‘yavaş kum filtrasyonu’ dur.
• İlaçlanmış toprak örtülüp saklanmalıdır.
• Saksı karışımıyla temas edecek tüm yüzeyler, aletler ve ekipmanlar dezenfekte edilmelidir.

• Serada daha önce Pythium kök çürüklüğü önlenememişse, ekimde fungisit uygulanmalı ve bu uygulama uygun aralıklarla tekrarlanmalıdır. İlaçlama öncesi ilacın etiketinde ilaçlanacak bitkinin adının olduğundan emin olunmalıdır. Aşağıdaki fungisitlerden biri kullanılabilir:
etridiazole
fosetyl-Al
metalaxyl
propamocarb


Botritis veya Gri Küf (Kurşuni Küf)

Bitki patojeni Botrytis fungusu, bitkilerin yetiştirildiği hemen hemen her yerde bulunur. Hızlı gelişir. Birçok farklı besin maddeleri üzerinde gelişebilir. Serada yaşamını iyi sürdürür. Farklı tipte birçok bitkide hastalık oluşturabilir. Botrytis ‘in neden olduğu hastalık, yaygın olarak Botrytis yanıklığı, kurşuni küf ya da gri küf adı ile tanınır.

Fungus :

Botrytis başlangıçta bitkide beyaz bir gelişme gösterir, kısa sürede siyahlaşır, gri renge dönüşür. Duman grisi ‘toz’ sporları oluşur. Bu sporlar rüzgar veya suyla yayılır. Seralarda yapılacak herhangi bir faaliyet sporların serbest kalıp yayılmasına neden olur. Hatta damla sulama sistemi açıldığında bile sporlar serbest kalır.

Sporlar genellikle tohumların yüzeyinde bulunur. Bazı durumlarda da bitkinin yaşamı boyunca bitki yüzeyinde dormant kalabilir.

Botrytis , hastalıklı bitkilerin dokuları üzerinde veya içinde iki tip istirahat yapısı oluşturur:
1. Çok koyu kahverengi veya siyah çok hücreli yapılar. Bunlara sklerot denir.
2. Tek hücreli, kalın, koyu duvarlı klamidosporlar.

Serada bitki yoksa, fungus bu iki tip istirahat yapısıyla uzun süre canlılığını sürdürür.

İnfeksiyon :

Botrytis zayıf bir patojendir. Bitkinin yaralı kısımlarından veya ölmekte olan çiçek petalleri gibi dokulardan sızan besin maddeleriyle beslenerek saldırganlaşır ve sağlıklı dokuya saldırır. Hastalıklı dokuda açık koyu kahverengi çürüklük oluşur. Yüksek nem koşulları bu fungusun gelişimi için uygundur.

İlk infeksiyon yerleri:

• Çelik alındıktan sonra, bitkide geride kalan yaralı doku,
• Solmakta olan çiçekler,
• Kırık gövdeler,
• Aşırı gübreleme, pestisit kullanımı veya mekanik zararlanma sonucu zarar görmüş yapraklar,
• Serin nemli koşullarda yetiştirilen fideler,
• Ağır Botrytis ile bulaşık bitkilerden alınan çelikler.

Önlenmesi :

• Sanitasyon birinci önemli adımdır. Bu amaçla; bitkilerden ölü veya ölmekte olan dokular uzaklaştırılır, seradan çıkarılır. Sanitasyon tek başına bu fungusu önlemek için yeterli değildir. Çünkü, fungus küçük parmak tırnağı büyüklüğündeki bitki dokusu parçasında 60.000 den fazla spor oluşturabilir. Tek bir spor bile bitkiyi hastalandırabilir.
• Bitkilere zarar vermekten kaçınılmalıdır. Çeliklerin alındığı bitkilerde büyük yaralı dokular bırakılmamalıdır.
• Yüksek nem koşullarını önlemek için seralar ısıtılıp havalandırılmalıdır. Nem yoğunlaşırsa, havalandırma güneşin havayı ısıtmasından önce, günün erken saatlerinde yapılmalıdır.
• Nemin düşürülmesi Botrytis üzerinde etkilidir. Ekim-dikim, bitkiler arasında hava dolaşımı olacak şekilde yapılmalıdır. Bu, Botrytis aktivitesini engellemek açısından çok önemlidir.

 

• Botrytis bazı fungisitlere karşı dayanıklılık kazanabilmektedir. Bunu önlemek için, Fungisit veya fungisitler kombinasyon şeklinde uygulanabilir.

captan,
chlorothalonil,
bakır,
fludioxonil,
iprodione,
mancozeb,
mancozeb+bakır,
myclobutanil,
vinclozolin

Botrytis , sadece uzun süre kullanılan bazı fungisitlere karşı dayanıklılık kazanır. Bu nedenle etki şekilleri farklı fungisitler karıştırılarak kullanılmalıdır. Yalnız ilaçların etiketi okunup karışıp karışamayacakları konusuna dikkat edilmelidir. İki veya daha fazla fungisit karıştırılarak kullanıldığında, bu fungisitlerin azaltılmış doz karışımları tam doz karışımları gibi etkilidir.

Benzimidazole içeren fungisitlere karşı dayanıklılık seralarda yaygındır. Vinclozolin ve iprodione’a karşı dayanıklılık çeşitli yerlerde saptanmıştır. Bu nedenle bu fungisitler güvenilir değildir.

Külleme

Külleme, çok farklı bitkilerde görülür. Farklı fungus genusları küllemeye neden olur. Geniş bir bitki dizisinde küllemeye neden olan tür Erysiphe cichoracearum’dur.

Tüm külleme fungusları obligat parazittir. Gelişmek ve üremek için canlı dokuya gereksinir. Seralarda fungus, hastalıklı bitkilerden yeni bitkilere yayılarak yaşamını sürdürür. Birkaç hafta bitki yetiştirilmezse, fungus ölür. Fungusun seraya tekrar yerleşmesi için hastalıklı bitkilerin seraya getirilmesi gerekir.

Fungus, sera dışındaki bitkilerin yaprak ve sürgünlerinde fungal yapılar oluşturur. Bu yapılar, fungusun kış koşullarında canlılığını sürdürmesini sağlar.

Belirtiler :

• Alt yaprakların üst yüzeyinde ve çiçek kısımlarında beyaz kül görünümlü fungus gelişir,
• Yapraklar anormalleşip bozulur, sonra solar ve ölür,
• Bazı bitkilerde yapraklar kurur, mantarımsı uyuz benzeri lekeler oluşur, fungal gelişme belirgin değildir.

Küllemeye uygun koşullar:

• Gece yüksek orantılı nem,
• Gündüz düşük orantılı nem,
• 22-27 Co sıcaklıklar (Bu koşullar, ilkbahar ve sonbaharda hakimdir)

Sporlar hava akımlarıyla taşınır, yaprak yüzeyinde çimlenir. Yapraktaki serbest su, spor çimlenmesini engeller. Fungus yaprak yüzeyinde gelişir. Besin maddelerine ulaşabilmek için hücrelere emeçlerini gönderir. Bir spor çimlendikten sonra yeni sporların oluşması için gereken süre sadece 48 saattir. Yüksek nem spor oluşumu için uygundur. Düşük nem ise sporların dağılması için uygundur.

Seralarda küllemenin önlenmesi :

• Ardı sıra 3-6 gün koşullar uygun giderse, gece nemini düşürmek için akşamüzeri sera ısıtılıp havalandırılmalıdır.
• Yaprakların terlemesini önleyen pinolene (Vapor Gard) gibi maddelerin uygulanması enfeksiyonu önleyebilir. Bu madde 30 gün aralıklarla kullanılabilir.
• Koşullar değişinceye dek düzenli bir ilaçlama programı uygulanmalıdır. İlacın etiketinde bitkinin adı mutlaka olmalıdır. Külleye etkili fungisitler:
chlorathalonil triforine
fenarimol triflumazole
kresoxim methyl
myclobutanil
piperalin
thiophanate methyl+mancozeb
triadimefon
• Duyarlı bitkilerin çoğuna karşı kullanılacak kimyasal yoktur. Su, küllemelerin çoğunda spor çimlenmesini engeller. Bu nedenle yapraklara su püskürtmek etkili bir yöntemdir. Ancak bu işlem gündüz yapılmalıdır. Bunu yaparken diğer yaprak hastalıklarının sorun olmadığına da dikkat edilmelidir. Aksi halde diğer yaprak hastalıkları için uygun ortam yaratılır. Gece nemini düşürmek için ise, akşamüzeri sera ısıtılıp havalandırılmalıdır.

Odunsu Bitkilerde Görülen Önemli Hastalıklar:

Vertisilyum Solgunluğu

Yapraklarını döken ağaçların çoğu, Verticillium fungusunun neden olduğu Verticillium solgunluğu hastalığına duyarlıdır. İğne yapraklı ağaçlar ise duyarlı değildir.

Belirtiler:

Bir ağaçta Verticillium solgunluğunun ilk belirtileri bol tohum üretimi, normalden daha küçük yapraklar ve yaprak kenarlarının kahverengileşmesidir.

Genellikle ağacın bir tarafındaki yapraklar solar. Solgun dalların kabuğunun altındaki odun, çizgiler şeklinde renk değiştirir. Renk değişimi akçaağaçlarda yeşil ile siyah, karaağaçlarda kahverengi, diğer ağaçlarda kahverengi ile siyahtır. En küçük dallarda renk değişimi görülmeyebilir.

Ağacın bir tarafındaki yaprakların solması
Kabuğun altındaki odunda çizgiler şeklinde renk değişikliği

Odunda iletim demetlerindeki renk değişimi
Yaşayışı:

Fungus toprakta dormant olarak serbest bulunur. Köklere yaralardan girer. Su iletim borularını tıkar. Böylece dallara ve yapraklara yeterli su iletilemez. Ağaç bazı su iletim borularını zamkla veya başka maddelerle tıkayarak infeksiyona karşı reaksiyon gösterir. Böylece patojenin yayılmasını önler. Büyük ağaçlar küçük belirtilerle yıllarca yaşamını sürdürür. Bazı hasta ağaçlar ise 2 ile 3 yılda ölebilir.

Önlenmesi:

• Verticillium’dan ölen bir ağacın yerine, duyarlı ağaç türleri yeniden dikilmemelidir.
• Bir ağaç orta şiddette belirtiler gösteriyorsa, hastalıktan etkilenmiş dallar budanmalı ve güçlendirmek için ağaç sulanıp gübrelenmelidir.
• Bulaşık bir toprak alanı Vapam ile fümige edilerek Verticillium yoğunluğu büyük ölçüde düşürülebilir ancak tamamen yok edilemez.
• Verticillium’lu ağaçlardan alınan ağaç yongaları saksı ortamı olarak asla kullanılmamalıdır, hatta kompost olduktan sonra bile. Çünkü fungus yongalarda da yaşayabilmektedir.
• Benzimidazole fungisidi ağaçlara enjekte edilebilir. Ancak bu fungisit bazı Verticillium populasyonlarını kolayca öldürürken, bazılarını yüksek konsantrasyonlarda bile öldürememektedir. Bu nedenle bu fungisidin bir ağacı koruyup koruyamayacağı kesin değildir.

Armilarya Kök Çürüklüğü

Armilarya kök çürüklüğüne Armillaria mellea fungusu neden olur. Yapraklı ve iğne yapraklı türlerin çoğu duyarlı bitkilerdir. Armillaria kök çürüklüğüne en duyarlı bitkiler;
• Uzun süre kuraklık stresi çekmiş,
• Böceklerden dolayı yaprakları dökülmüş,
• Kökleri zarar görmüş,
• Yeni şaşırtılmış bitkilerdir.

Yaşayışı:

Armillaria ölü köklerde, kütüklerde ve toprakta uzun, kahverengi, ayakkabı bağcığı-benzeri yapılar şeklinde yaşamını sürdürür. Bu yapılara rizomorf (kök benzeri yapılar) denir. Rizomorflar toprakta değişik derinliklerde ve ağaçtan ağaca gelişebilir. Rizomorf, ağaca veya kök sisteminin üst kısmına yayılır. Tam kabuğun altında fungal gelişmenin belirtisi olarak belirgin beyaz yelpazeler oluşur.

Hasta ağaçların köklerinde sonbaharda bal renginde şapkalı mantarlar gelişir. Şapkalı mantarlardan serbest kalan sporlar rüzgarla diğer alanlara yayılır.

Belirtiler:

• Hasta ağacın üst gelişimi yavaşlar,
• Dallarda geriye doğru ölüm ortaya çıkar,
• Kökler çürür,
• Ağaçlar hızla ölebilir,
• Toprak altındaki gövdenin kabuğu soyulduğunda, fungal gelişmenin belirtisi olarak gövdede beyaz yelpazeler görülür,
• İğne yapraklı ağaçların toprak yüzeyindeki gövdelerinden bol reçine salgılanır.

Armillaria fungusunun kök yüzeyinde siyah iplik benzeri rizomorfları
,


Ağaç dibinde Armillaria fungusunun üreme organları

Önlenmesi:

• Ağaçlardaki stres azaltılarak, güçlü olmaları sağlanmalıdır,
• Yaprakları döken böceklerle mücadele edilmelidir,
• Kuraklığı hafifletmek için sulama yapılmalıdır,
• Bitkilerin gövdelerinin alt kısımlarının ve kök sisteminin üst kısımlarının zarar görmemesine dikkat edilmelidir,
• Armillaria’dan ölmüş bir bitkinin yerine başka bir odunsu bitki dikilmemelidir.


Kabuk altında Armillaria fungusunun yelpaze şeklinde miselyal gelişimi

Kök Uru

Kök uruna Agrobacterium tumefaciens bakterisi neden olur. Bu bakteri bir dizi otsu ve odunsu bitkileri hastalandırır. Bakteri ura neden olan bir plasmid taşır. Plasmid, bağımsız genetik madde içerir. Bakteri konukçuya girdikten sonra plasmid konukçu bitki hücresine geçer. Hücrelerin bölünerek çoğalmasını uyarır.

Belirtiler:

• Toprak yüzeyindeki bitki dokusunda urlar veya aşırı büyüme oluşur. Bu oluşum dallarda ve köklerde de oluşabilir.
• Urlar başlangıçta beyaz, küresel ve yumuşaktır. Yaşlandıkça siyahlaşır ve dış hücreleri ölür.
• Urlar ya yüzeyseldir, kolayca ayrılır; ya da oldukça geniş görünümlüdür, normal bitki dokusundan ayrılamaz.
• Bakteri yıllarca toprakta yaşamını sürdürür. Gövde ve köklerdeki yeni yaralardan bitkilere girer. Girişten 14 gün sonra şişme görülür. Ur yakınındaki doku çatlar. İletim dokusu çatlarsa, su iletimindeki aksaklıktan dolayı bitkilerde solma görülebilir.

Önlenmesi:

1. Fidanlıklarda:
• Kök ursuz bitkiler kullanılmalıdır,
• Üretim kök ursuz bitkilerden yapılmalıdır,
• Dikim steril karışıma yapılmalıdır,
• Bitkileri toprak yüzeyine yakın kısımlarından yaralamamaya özen gösterilmelidir,
• Göz aşıları toprak yüzeyine yakın yapılmamalıdır,
• Aşı aletleri %70’lik alkole daldırılarak, alevden geçirilerek veya 1 kısım klorak + 9 kısım su karışımında 10 dakika tutularak dezenfekte edilmelidir.

2. Tarlaya dikimde:
• Sadece ursuz bitkiler dikilmelidir,
• Şiddetli hastalanmış bitkiler uzaklaştırılmalı ve yerine duyarlı bitkiler dikilmemelidir,
• Hastalıktan az etkilenmiş bitkiler gübrelenir, sulanır ve iyi bakılırsa yetiştirilebilir; hastalık devam eder fakat muhtemelen bitki ölmez.